Amatör Ruh İle Profesyonel İş: Yalancı Aranıyor


Antalya’nın en kıymetlilerinden bir tiyatro topluluğu dersem haksızlık etmiş olurum çünkü salt Antalya ile sınırlandırmamalı; ülke genelindeki değerini anlatmaya çalışarak yazıma başlayacağım. Bakalım bir oyundan önce KİMMİŞ BU YIRTIK CÜPPE, BİR ÖĞRENELİM….

Eksik bilgi vermemek ve tam olarak tanıtabilmek adına Antalya Barosunun tiyatro koordinatörü Leyla Kaymakoğlu’ndan ayrıca dinliyorum tiyatro topluluğunun tarihini sürecini ve bugününü…
Yırtık Cüppe Tiyatro Topluluğu, Türkiye’de avukatlardan oluşan ilk tiyatro topluluğu, 2001 yılında kurulmuş, 23 yıldır aktif olarak sahnede; bir repertuar tiyatrosu benzerliğinde her sezon yeni bir oyun çalışılıyor. Ekipteki herkes için çok ayrı bir önemi var, her şeyden öte öncelikle kendilerini bir aile olarak ifade ediyorlar, uzun yıllar birliktelikleri sürerken bu ailede büyüdük diyerek anlatmaktan ayrıca gurur duyuyorlar. Avukatlık mesleğinin dışında sanatın iyileştirici gücünün farkında ve avukatlık dışından sanatla da insanlara dokunabiliyor olmanın mutluluğu içindeler. Oyun tercihlerini tür fark etmeksizin, söylem barından oyunlardan tercih ediyorlar. Yani sahnede sahici dert anlatan bir ekip var.


Soner Ustaoğlu Tiyatro Festivali adında bir tiyatro festivali düzenliyorlar, ben bu festivali ilk olarak geçen sene görmüştüm. Soner Bey’in değeri ve tanıyanların vefası inanılmaz. İsmini ilk kez duyduğum birinin profesyonel işi bu olmamasına rağmen tiyatroya dair yaptıkları ve insan hayatlarına dokunuşundaki anılarını duydukça gurur ve sevecenlikle gözlerim dolmuş, boğazıma bir yumru takılmıştı. Soner Bey herkesin ağabeyi, BARO BEY diyor herkes ona, erkan yaşta kanser sebebi ile vefat etmiş, iyi insan, ışıklarla uyusun. BARO BEY ile uzak yakın herkesin bir anısı varmış, irili ufaklı herkesin hayatına dokunmuş biriymiş. Sevgileri anlatılabilir ölçünün üstünde, bu sebeple Muratpaşa Belediyesi ile görüşüp adına bir tiyatro festivali düzenleyip düzenlenememe noktasında görüşmeler yapılmış nihayetinde Muratpaşa Belediyesinin de desteği ile 3 yıl önce Soner Ustaoğlu Tiyatro Festivali gerçekleştirilmeye başlanmış. Bu festivalde; Türkiye’nin farklı illerindeki baroların tiyatro toplulukları gelip oyunlarını sergiliyorlar.
Bu sene Yırtık Cüppe ekibi tarihinde bir ilke daha imza atıyor ve repertuarına bir de çocuk oyunu ekliyor. Hiç tiyatro ile karşılaşmamış çocuklara sanatı ulaştırmak adına, yoğun çalışmalar ve kararlı tutum karşında böyle bir girişimde bulunmuşlar. İlk çocuk oyunu gösterimi 23 Nisan günü Antalya Barosu ÇOCUK HAKLARI MERKEZİ ile birlikte temsili gerçekleştirildi. Bu oyunu görmeye ben de gitmiştim, harika bir sahneleme çalışması olmuştu ve köy okullarından davet ettikleri minik seyircilerin mutluluğu göz doldurur türdendi. Emekleri ve yoğun çalışmalarının sonucu bir gurur daha yaşamamak, topluluğun koltuklarını kabartmaması elde değildi. 23 Nisan ilki olmak üzere çıkılan bu yolda farklı tarihilerde oyun gösterimleri devam ediyor ve temsillerini sosyal sorumluluk olarak gerçekleştiriyorlar.


Oyuna gelince, konusu itibarıyla; bir milletvekili kariyerindeki çok önemli bir eksikliği fark eder(?) Yalan söyleyememektedir! Bu sebeple seçimden önce vadettiği şeyleri bekleyen seçmenleri onu sıkıştırmaktadır. O da bu eksikliği; seçmenleri oyalayacak, onların gönlünü hoş tutacak bir özel kalem müdürü bularak gidermek ister. Kısa sürede hem seçmenlerin gönlünü alan hem de milletvekilinin hayatını değiştiren Yalancı’nın yalanları bir süre sonra sınır tanımaz hale gelir ve işler içinden çıkılmaz bir hal alır…
Dimitri PSATHAS’ın yazdığı “Yalancı Aranıyor” adlı oyunun yönetmenliğini Alican AKTAN üstlenmiş. Oyun belki de seyirci tarafından daha anlaşır olması sağlanması için Türkiye’de geçecek şekilde düzenlenmiş, reji dışında uyarlama yapılmış bir metin haline getirilmiş ve seyirciye anlaşılır, sade dilli ile eğlenceli bir oyun sunulmak istenmiş yönetmen tarafından.

Ο Δημήτρης Ψαθάς Tekperde.com
Yazan: Dimitri Psathas


Oyun saat 20.00’deydi. Saat 20.00 oldu, ışıklar kapandı ve perde. Bu disiplin ve saygı son derece önemli, tiyatronun kırmızı çizgilerden, oyunun tam zamanında başlaması, keyfime keyif kattı.

Oyun başlangıç müziğinin Frank Sinatra’nın Fly Me To The Moon şarkısının seçilmiş olması oyun bütünselliğinden kopuk bir tercih olmuş ancak parçanın şahaneliğini elbette tartışma kaldırmaz.
Öncelikle rol kişileri hakkındaki görüşlerimi paylaşıp sonra genel olarak oyun hakkındaki fikirlerimin devamı ile yazıma devam edeceğim.

Işık açıldığında sahnede sizi Vedat (hademe) rolü ile Fatih ERKAVUN ve Muazzez (sekreter) rolü ile Selma Melek PAKSOY karşılıyor. Selma Melek Paksoy ilk saniyeden müthiş enerji ile rolüne başlıyor, ses tonu, artikülasyonu, gestusu … olması gerektiği gibi ne az ne fazla, oyun sonuna kadar kararlı, pırıl pırıl olan tertemiz oyuncuğunu sürdürüyor, komiklik yapmıyor, komedi oyunu oynuyor. Sahne enerjisi müthiş.
Fatih Erkavun’un (Vedat-hademe) komediye uygun keskinlikte kıvrak bir beden dili var, sahnede oldukça sempatik görünüyor ve seyirci hemen oyuncuyu kabul ediyor. İlk birkaç repliğini -çok hızla ilerlediği için- anlamakta zorlansam da sonra fark ediyorum ki Kıbrıs ağzı ile konuşuyor, rolü bezemiş, süslemiş, donatmış, izlemesi oldukça keyifli.
Ardından Kamil Aydın (milletvekili) rolünde Nuri Erman Ateş’i görüyoruz. Oyunun büyük yükü omuzlarında olan ana karakter. Lakin talihsizlik mi diyelim, heyecanla komedi oyununun temposunu yakalayamamak mı diyelim, replikler son derece hızlı çıkıyor ağzından ve diğer oyuncuların replikleri ile üst üste biniyor, rolü gereği vermesi gereken duyguyu aktarmak için sesini yükselttikçe sesler anlaşılmaz bir uğultu ve kargaşa içinde çıkıyor. İkinci perde ise bu durum iyileşiyor. Düzeltilir duruma getirildiğinde, kaybolan espriler anlaşır hale gelecek ve durum komedisi ile seyirciden müthiş kahkahalar ile reaksiyon alacağı aşikar.
Ve seyirciyi Şehnaz Aydın (milletvekilinin eşi) rolü ile tanıştıran Büşra Akçakaya karşımızda. Sahnede devleşen oyunculardan. Kıpır kıpır, fıkır fıkır harika bir sahne coşkusu var. Daha önce başka rolde de izlediğim oyuncuyu yetenek cevheri ve tiyatroya olan aşkı sebebiyle – üstadlarımın anlatımı ile hayranlık beslediğim- Nisa Sezerli’ ye benzetmek kabul edilir geliyor bana. Sahne ışığı ve başarısı dilerim benzer olur, katlanarak artar.
Oyun serilmeye başlıyor ve Tevfik Parlak (yalancı, özel kalem müdürü) rolünde Serdar ŞEHAP sahnede. Oyunun temposu ve güldürüleri barındıran repliklerin çoğu ana karakterlerden biri olan bu rolde. Ancak Milletvekili rolündeki oyuncunun yaşadığı benzer talihsizliği yalancı rolünde de görüyoruz bir süre. Laflar birbirinin üzerine biniyor, ritim süratle artıyor ama replikler ivmelendirilmiyor. Oyunun tüm omurgası bu rolde, en dinamik rol. Komedideki tempo metronomunu yakalamak oldukça zorlayıcı, yorucu ve lider bir rol.
Evin hizmetlisi rolünde sahneye zaman zaman Leyla Kaymakoğlu giriyor. Sahneye son derece yakışan, ışıklar saçan bir oyuncu. Aynı zamanda Antalya Barosunun tiyatro topluluklarının koordinatörlüğünü yapıyor. Özverili ve çok çalışkan, her tiyatroda olması istenen bir kast, topluluğun primadonnalarından biri, diğerini ise birkaç satır sonra tanıtacağım.
Zeliha (Şehnaz’ın yakın arkadaşı) rolünde Özgen Kahyaoğlu ile Asaf (Zeliha’nın eşi) rolünde Ali Şimşek’i izliyoruz. Tiyatro; bilinir ki ekip işidir, roldeki repliklerin fazlalığı azlığı önemli değildir, büyük rol yoktur, büyük oyunculuk vardır. Zeliha rolündeki oyuncu tam da bu türden bir oyuncu; sahneye girişi, parlak sesi, tonlaması, suskusu, çıngıraklı kahkahası ile sahnede ben buradayım dedirtiyor ve pek ala kendini pür dikkat izlettiriyor. Oyuncuyu izlerken işveli, cilveli, çalgılı, çengili bir müzikalin baş rolü olarak hayal etmemek mümkün değil. Topluluğun diğer primadonnası olarak gördüğüm oyuncudur kendi.

Asaf rolündeki oyuncu, oyunun en doğru kast seçimlerinden bir diye değerlendiriyorum, kostümü, edası, jestleri, tavırları… Ancak kostümünün rengi dekorun duvar kağıdı ile aynı renk olmasaymış sahne estetiği ve kuralı açısından daha şık olurmuş.

Zeliha’nın Yeğeni rolünde Eylem TENEKECİ eşlik ediyor, tablonun yan karakterlerine. Tamamlayıcı ve destekleyici rolde. Duru bir oyunculuk ile sahneye çıkıyor ve üstlendiği rolü oynuyor.
Haydar (kabadayı) rolünde de Mustafa EVYAN var. Oyunu renklendiren, seyircide tebessüm oluşturan, kast seçimi en doğru olan rollerden bir diğeri. Sahnede keyifle olduğu belli. İkinci perde de sahnede kullandığı takma bıyığı ile mücadelesi bir aksaklığa yol açsa da durumu gayet güzel kotarıyor ve seyirciyi rahatsız eden cinsten olmanın dışında aksine sempatisini toplayan türden oluyor. 

Oyunun en renkli rolü; sesi, kostümü, makyajı, mizansenleri ile Pervin karakterine (pavyon şarkıcısı) YASEMİN YAVUZ can veriyor. Sahneye iki kez girip çıkıyor ve rolünün hakkını vererek oynuyor. Oyun sonu selamda hak ettiği alkışı seyirciden misli ile alıyor.

Rüstem (Pervin’in dostu) rolünde Mert KAYA var. Metnin emrettiği, sahnenin kuralınca rolünü gerçekleştiriyor. Bütünsellikten kopmadan, abartıdan uzak, olması gerektiği doğallıkta ve sınırda.
Seçmenlerden biri olarak Gözde EKSEK karşımızda, oyunu zenginleştiren, metnin derdini anlatmasına yardımcı olan destekleyici rollerden biri. Rolü gereği büründüğü karakter, kostümü, aksesuarı, dinginliği ve ifade gücü ile takdir edilir türden.
Bir başka seçmen olan Ramazan rolünde Çağlar ŞENER’İ görüyoruz çok kısa bir süre için de sahnede olsa; sanki salon o anı bekliyormuşçasına keyifleniyor, kıkırdamalar, gülüşmeler, belli ki bu roldeki oyuncuyu çok beğeniyor ve seviyorlar. O yada bu şekilde sahnede olmak kuşkusuz bu roldeki oyuncuyu çok mutlu ediyor.
Oyuna bütünüyle bakıp değerlendirecek olduğumda ise; tempoyu biraz aksak bulmak ile birlikte sahnelendikçe demlenecek ve daha iyi hale gelecektir elbette, metin güzel fakat fazlaca tekrarı olduğu için seyircide oyun uzunmuş algısı oluşturuyor, zaman zaman seyirci seyirden kopuyor ve güncel göndermeler var.
Dekor sade, kullanışlı, işlevsel ancak en temel tiyatro derslerinde öğretilen ‘sahnede bir silah görünüyorsa o silah mutlak patlar’ sözü çiğnenmiş, kullanılmayacak dekor aksesuarlarının sahne olmaması gerekirdi, (lambader, büyücek saksı …) belki estetik kaygılarla belki tercihle bilemem.
Genellikle İngiliz farslarında karşımıza çıkan, oyunda işlerin iyice karıştığı örgüde bir karışıklık daha eklemek üzere gelen telgrafı okurken her cümle sonu söylenen (telgrafta yazıldığı varsayılan) stop… stop… stop… kelimelerinden doğan güldürü, türkçeleştirilmiş bir oyun rejisinde tıraşlanarak uyarlanması gerekirdi diye inandığım bir espri öğesi olmuş. Her türün kendine göre kuralı, albenisi ve zorluğu var ancak komediyi komedi yapan şeylerin başında tempo, hız, ritim olmazsa olmazlardan; bu oyunda sanıyorum ki hızı yakalamak hızlı konuşmak olarak algılanmış ve seslerin, repliklerin hakkı tam olarak verilememiş ancak geliştirilebilir. Komedi oynamak ve komiklik yapmak (ki sahnede en istenmeyen şeydir) çok farklı şeylerdir. Oyuncuların hepsini ayrı ayrı kutluyorum, komiklik yapma çabası içinde olmadıkları için. Dil kullanımı ve diksiyon konusu üzerine biraz gayret gösterilmeli; ‘şahane, belki, değil, bir şey, açık kullanılan :e ler … ‘ yanlış telaffuz duydukça tüylerim diken diken oluyor, sahne başarısına ne yazık ki gölge düşürüyor. Ve son olarak iki perdelik komedinin son tablosu son saniyeler, repliği duyar duymaz; seyircinin coşku ile alkış patlattığı bir gönderme var, ancak oyunun son repliği değil, salonda alkış kıyamet, seyirci son derece çoşkulu. Oyunun son repliği, baş rol oyuncusu yalancıda, ne yazık ki alkış sürerken repliğini söylüyor ve seyirci duymuyor tekrar söyleyemeyeceği için teknik odadan ışık kapatılıp mecburen selam müziğine geçiliyor. Oysa ki baş rolümüz alkışın durmasını bekleyerek oyunun son repliğini ve derdini anlatan sözünü söyleyebilseydi, salondan bir çoşkulu alkış daha alınmış olacaktı.

Oyunun Künyesi
Kamil Aydın, Milletvekili: Erman Nuri Ateş

Şeynaz Aydın, Milletvekilinin Karısı: Büşra Akçakaya

Tevfik Parlak, Yalancı : Serdar Şehap

Vedat, Hademe : Fatih Erkavun

Muazzez, Sekreter :Selma Melek Paksoy
Zeliha: Şehnazın Dostu Ve Yakını :Özgen Kahyaoğlu

Asaf: Zeliha’nın Kocası: Ali Şimşek
Haydar – Kabaday: Mustafa Evyapan
Pervin: Şarkcı : Yasemin Yavuz
Rüstem: Pervin’in Dostu – Mert Kaya

Leyla – Hizmetçi – Leyla Kaymakoğlu

Kadın – Gözde Eksek

Ramazan – Çağlar Şener

Zeliha’nın Yeğeni : Eylem Tenekeci


Yazan: Dimitri Psathas
Yönetmen: Alican Aktaş
Ses, Işık: B. Kaan Karcı
Dekor: Aynur Özden

Reji Asistanı: Şimal Kepçeli

Afiş Tasarımı: Hakan Kızıltan
Topluluk: Yırtık Cüppe
Tür: Komedi
Seanslar
Afiş
Öznur Öztürk
Öznur Öztürk
Hep çiçeği burnunda, mesleğindeki 17. yılında, tiyatro sanatçısı
Önceki İçerik
Sonraki İçerik

benzerler

Yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Okunası yazılar

E-Posta Bülteni Kaydı

Size sitemiz ve tiyatrolar ile ilgili haberler göndermek istiyoruz