Arafta İhtiyar Bir Erkek ve Seksi Bir Melek: “Borderline”

Salona girdiğim anda sahnenin tamamını kaplamış beyaz tül, sahnenin ortasında üzerinde ölü yatan bir sedye arkasında da sus işareti yapan hemşire gördüm karşımda. Kaan Erkam’ın izlediğim diğer oyunları gibi bu oyunun tamamının tek mekanda geçeceğini sadece tasarıma bakarak anlayabildim. Tasarım olarak oldukça sade ve basit bir yapı. Ama oyuna da gayet güzel ve yeterli bir şekilde hizmet ediyor. Eğer bu oyun daha büyük bütçelerle, daha büyük imkanlarla yapılsa ve büyük sahnelerde oynasa idi gerek dekorlardaki şatafatla gerek video yerleştirme ve animasyonlarla ve ışık tasarımla ve ışık şovlarıyla çok çok daha iyi yerlere taşınabilirdi. Senenin en popüler, en çok konuşulan oyunlarından olabilir Zorlu PSM veya Uniq gibi salonlarda kapalı gişe oynayabilirdi bence. Ancak bu haliyle bile oldukça eğlenceli ve doyurucu. İlla en popüler olmak veya en büyük salonlarda oynamak zorunda değil. Oyun bu haliyle de izlenmeyi fazla fazla hak ediyor. Ama böyle bir kapasiteye sahip olduğunu sadece yapılmadığını veya yapılamadığını söylemek istedim. Hatta oyunu izlemeye başladığım anda bu oyunun çok güzel animasyon filme uyarlanabileceğini hayal ettim.

Kaan Erkam, bu oyunu uzun seneler önce yazmış ama Derev Art isimli bu ekibe verirken günümüze uyarlamış (Oyun sonu sahneye çıktığında kendisi bu şekilde söyledi). Alışılmış tarzının çok da dışında bir oyun değil. Hatta geçen yıldan beri oynanılan oyunu Gorki’nin daha Türk hali bile denilebilir. Ama uzun yıllar önce yazdığı düşünülürse de dönemine göre çok ileride bir oyun yazmış bence.

Oyun dış sesle başlar ve günümüzde ölümün geldiği noktayla alay edercesine anlatır tanrı anlatıcı. Arkasından da günümüzde sosyalliğin geldiği noktayı sorgular. Anlarız ki oyunda bir çok toplumsal konu sorgulanacak. Derken sus işareti yapan hemşire fotoğrafı canlanır oyun boyunca izleyeceğimiz hemşire kostümü içerisindeki melek olur ve oyun başlar.

Tasvir edilen melek elinde bir orakla ve sırtında kanatlarla öbür tarafın işlerini zabıt tutan bir varlık veya çok aykırı olarak sembolize edilmiş bir yaratık değildir. Mini etekli, beyaz çoraplı, kafasında parlayan peruğuyla seksi bir hemşiredir. Oyun da bize ölümün sonrası üzerinden arafta kalmış bir erkeğin o gün onunla ilgilenmekle görevli o melekle karşılıklı diyaloglarında pek çok şeyi sorgulatacaktır. Sorgulayacağımız ve duyacağımız o kadar çok şeyin içinde ise en baskın olanı kadın – erkek ilişkileridir. Bu sebeple de Gorki’nin Türk versiyonu diyebildim.

Melekle olan diyaloglarında çenesi düşer ölmüş ama arafta kalmış kişinin(İleride isminin Halil İbrahim olduğunu öğreneceğiz). Hayattayken kimseyle konuşamadıklarını, kimseye diyemediklerini, hiçbir kimse ile dertleşemediklerini melekle paylaşmaya başlar. Oyun boyunca da bu paylaştıklarını dinleyecek, dinlerken de hem eğlenecek hem de ders çıkartacağız.

Anlatabilecek birini bulmuşken hayat hikayesini anlatmaya başlar meleğe. Dert kapısı olmak da Melek’in hoşuna gider ve o da zevk alarak dinler. Ölmüş kişi itiraflarda bulunmaya başlar. Ve sevmediği insanları anlatır.

 Bir süre sonra toplumdaki bazı yanlışları karşılıklı sorgulamaya başlarlar. İlk sorguladıkları şey makyaj ve tacizdir. Kadınların bitmek bilmeyen makyaj hastalığını atışarak konuşurlar karşılıklı olarak. Ardından da erkek milletinin ahlaksız tacizleri karşılıklı ve objektif olarak sorgulanır.

Ölen kişi hayattayken ne yaptığını anlatır. Oyuncudur. Pek çok karaktere can vermiştir. Ama bu canlandırdığı karakterlerin içinde de kendi kafası karışmış ve yaşamı boyunca kendisini tanımaya çalışmış ama tanıyamamıştır. Bunu da şimdi arafta sorgulamaktadır. İbrahim olmaya çalışmış ama olamamıştır. Hayattayken kim olduğunu hangi ben olduğunu öğrenme çabası içindeyken bunun cevabını arafta bir melekten almaya çalışmaktadır şimdi de. Kendi içinde kendisiyle çatışan birisidir İbrahim. Sağı solunu tutmaz. Çok kişiliklidir. İçindeki nazi kişilik İbrahim, içindeki sevecen insancıl yanı ise Halil’dir. İkilinin aralarındaki diyalogları böyle uzar gider bir süre. Ama bunları dinlerken çok zevk aldım çünkü Kaan Erkam’ın diğer oyunlarında olduğu gibi karşılıklı atışmaları çok eğlenceli ve dili de çok edebidir.

Ben Kimim Tekperde.com
Oyunun Yönetmeni – Serli Seta Nişanyan

Bu oyun da ne kadar arafta bir melek ve bir ölü arasında geçen metafizik hikaye gibi dursa da aslında yazarın diğer oyunu Gorki gibi kadın-erkek sorunsalını işlemektedir. Ama Gorki’den düzlemi çok farklıdır. Gorki, Çarlık Rusya’sının son döneminde geçerken bu hikaye modern zamanda arafta geçer. Gorki, kadın erkek ilişkilerini elitist bir bakış açısı ile iki entelektüel zeki insanın gözünden sorgularken bu öyküdeki karakterler daha avamdır. Ve çatışmaları da daha lümpen hatta çok varoştur. Diyaloglar elit tabakaya değil alt tabakaya yöneliktir. Ama bu da kendi içinde bir ahenk yaratmış vaziyettedir. Yaratılan erkek – kadın çatışması çok kuvvetlidir. Diyaloglar eğlenceli olduğu gibi de edebidir de

Melek ve ölünün kadın – erkek ilişkileri, istekleri konusunda tartıştıkları konu oldukça fazla olsa da en baskın olanlarından bir tanesi kadınların kaprisleri ve kadınların kaprislerine karşılık erkeklerin bitmek bilmeyen istekleridir. Yani en özet haliyle bu tartıştıkları temaya kadın varoluşuna karşılık erkek varoluşu denilebilir. Bu ise avama veya elit kesime özel değil erkek ve kadın yaradılışının özüdür. Nereye gidersen git değişmez.

Dertlerini anlatmaya devam ettikçe melek de yaptığı yanlışları da söyler. Ve melek İbrahim’e yanlış tavırlarından dolayı adab-ı muaşeret kurallarını öğretir. Karşılıklı sorgulamaları sırasında parkta cep telefonu ile oynayan çok sıradan, klişe bir dönem insanın aslında kafasının telefonda olmadığını o anda neler düşündüğünü ve aslında neler yapabileceğini veya yapmak istediğini anlatır arafta kalmış İbrahim. Bu hepimizin günümüzde sıkça karşılaştığımız ama önemsemediğimiz bir şeydir aslında. Ve sıra kuşak çatışmasına gelir. Kendi kuşağının yapamayıp da yeni kuşağın rahatlıkla yaptığı şeyleri ezik bir şekilde anlatmaya başladıktan sonra konu yine döner dolaşır cinselliğe gider ve yeni kuşağın bu konuda onlara göre ne kadar rahat, ne kadar bilinçli olduğunu söyleyerek üzülür İbrahim. Oysa ki İbrahim’in kuşağı onların yaşlarındayken çok daha bilgisizdir bu konularda. Konu cinselliğe geldiğinde İbrahim daha da bir coşarak, şevkle anlatır. Melek onu keser. Ardından İbrahim çok daha masumane şeyler anlatmaya başlar. İçinde cinsellik barındırmayan çocukluk döneminde geçirdiği platonik aşklardan bahseder. Ardından nostalji konu olur. Televizyonun siyah beyaz olduğu günler yad edilir. Derken konu İbrahim’in lise yıllarına gider yine. Her lise çocuğunun yaptığı gibi tuvalette sigara içme ve platonik aşkları konu edilir. Bunları dinlerken hepimiz çocukluk yıllarımıza bir döneriz. Aslında hepimizin bildiği- yaşadığı hikayelerdir bunlar.

Konu artık sıradan günlük diyaloglardan çıkmış aşk ve cinsellik gibi daha ateşli temalara gelmiştir. Orası arafta olsa ve İbrahim ölü de olsa sonuç olarak bir erkektir. Karşısındaki de melek de olsa bir kadındır. Bana mısın demez o an meleğe dahi asılır. Meleğin de oldukça hoşuna gitse de oralı değilmiş gibi davranır. Sonra da İbrahim’i geri iter. Aslında o da isteklidir ama kendini ağırdan satmak zorundadır çünkü kadındır. Deminden beri bahsettiğim kadın varoluşu ve erkek varoluşu bu şekilde vurgulu olarak işlenir oyunun içerisinde.

İbrahim’in ruhuna, insanüstü bir güç verilmiştir o anda ama o erkeklik güdülerinin peşinden gider. Ne tuhaf şey değil mi? Dünyadaki  maddesel yaşantının son bulup uhrevi yaşantının başladığı anda dahi dünyadaki zihniyetinden çıkamayan, hormonları yoğun çalışan ileri yaş krizlerinde bir ihtiyarı tasvir etmektedir oyun bize. Ancak bir saatlik oyun boyunca oyun bize sadece cinsellik temasından bahsetmez. Toplumun ahlakını ve yeni neslin geldiği yeri de sorgulatır.

Sonra İbrahim geçmiş flörtlerini anlattığı sırada anlattığı sadece basitçe aşk hikayeleri ve beğendiği kızlar değildir. Türkiye’nin şehirleri, insanları arasındaki kültür farklılıkları da anlatılmaktadır. Ankara – İzmir arasındaki kültür farklılığını kız – erkek flörtü üzerinden anlatır oyun bize. O anda anlattığı şey İbrahim’in gençliğindeki bir flörtüdür. Dayısı İbrahim’i bir kızın elini tutarken gördüğünde kızmaktadır. Ya babası gelirse ne yapacaksın der. Ama İbrahim ona Ankara’da değil İzmir’de olduklarını söylediği zaman, toplumuzdaki kültür çatışmasını anlatır oyun bize. Halil İbrahim dayısı ile konuştuğu yerde melek donar ve orada erkek oyuncu Gökhan Yet oyuna sanki tek kişilik bir oyunmuş gibi devam eder bir süre.

Erkek – kadın ilişkilerini sorgularken  erkeğin kadınla olan dostluğu ve sevgililik süreci arasındaki farka değinilir. Sonra dostluk kavramını, dostluğun nasıl olması gerektiğini de tartışırlar. Sevdiği kız ona dostum dediği zaman dost olmayı :”beraber kerhane kapısına mı gittik” şeklinde son derece seksist ve erkek ağzıyla bir cevap vererek şaşırtır meleği.

Erkek – kadın ilişkileri oyun boyunca sorgulanmaya devam etmektedir. Erkeğin güçlü olmak zorunda olduğu veya toplum tarafından öyle olmak, öyle gözükmek zorunda bırakıldığı çokça anlatılır oyunun içerisinde. Erkeğin ağlaması güçsüzlük müdür diye sorar melek. Peki kadın olmanın koşulu nedir o zaman? Süslü olmak mı?

Bu zamana kadar sorguladıkları daha kişisel hatta daha eğlenceli konulardır elbette. Ama sadece bunlarla kalmaz. Kadına şiddet konusuna da değinir oyun. Bu yönüyle çok katmanlı bir metni vardır aslında. Bir ölü erkek ve bir seksi meleğin cinsellik, erkeklik, kadınlık üstüne çatışmaları böylesine ciddi toplumsal konulara kadar uzamaktadır. Kadına şiddet çok yönlü işlenir diyaloglarında ama benim için en akılda kalıcı olanı taşradan gelip kentte yaşamak zorunda kalan ve kente adapte olamadığı gibi bir de kocasından şiddet gören kadınlardan bahsettiği sözleridir.

Taşralıların şehirdeki yaşantılarına girdiği anda kent varoşları, fabrikada kötü şartlarda çalışmak zorunda kalan varoşları anlatan diyaloglar; varoşlar ve elitler arasındaki kültür çatışmasını ardından da her iki tarafın da sahip olduğu yaşam şekillerini sorgulayarak devam eder oyun sonlarına doğru. Sorgulamalar bunlarla da sınırlı kalmaz öldürülen çocuklar ve kadınlar üzerinden tanrı da sorgulanır.

Konu tekrardan dönüp dolaşıp erkek kadın varoluşu sorunsalına geldiğinde bu sefer de evlilik kurumunu tartışırlar. Evlilik sonrası kadının erkeği domine edip hayatını yönetmesi, her şeyin kadının istediği gibi olması gerektiğini hikayeler içerisinde anlatır İbrahim . İbrahim2in anlattığı kadın der ki : ”Evlendikten sonra motor satılacak Doblo alınacak. Tüm aile hafta sonları pikniğe gidilecek” Melek de buna karşılık erkeğin kabalıklarını anlatarak kadınları savunur. Bunun devamında yeni neslin yani z kuşağı denilen neslin aşka bakışını dahi sorgularlar. Yani oyun gerçekten de içerik yönünden çok zengindir. Popüler olmamasına ve yeni bir ekip tarafından yapılmamasına kanmayın sakın (Kaldı ki oyun yazarı Kaan Erkam’dır) Bu sezon Şişli tiyatrosu ve Oda Tiyatrosunda oynanan bu oyun bence en görülmeyi hak eden oyunlardan birisi. Oyun tarihlerine Şişli Tiyatrosu , Oda Tiyatrosu ve tiyatrolar.com.tr den ulaşabilirsiniz. İzleyeceklere iyi seyirler dilerim.

Oyunun Künyesi
Yazan: Kaan Erkam
Yöneten: Serli Seta Nişanyan
Yapımcı: Canser Çubuk
Reji Asistan: Yağmur Huylu
Işık-Dekor-Afiş Tasarım: Derev Art Studıo
Kostüm Tasarım: Madlen Nişanyan
Ses Tasarım: Global Dubbıng Cente
Topluluk: Tiyatro Dea
Tür: Dram
Seanslar
Afiş
bilge az
bilge az
1987 Eskişehir doğumlu, çocukluk ve gençlik yıllarını Kuşadası’nda geçirdikten sonra eğitimi için İstanbul’a yerleşerek Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nde okudu. Kişisel sergilerinin yanı sıra çeşitli sergilerde yer aldı. Şu anda eğitim hayatına Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Programı Dram Yazarlığı ve Dramaturgi bölümünde devam etmektedir. Kendi imkanlarıyla öykü, oyun, eleştiri yazmaktadır. Tekperde internet tiyatro gazetesinde ve aylık matbu basılan bir tiyatro dergisinde tiyatro oyunu incelemeleri yapmaktadır. Çoğunluğu kendi başından geçen anıları öyküleştirdiği ilk öykü kitabı “Cuma Gecesi Semti” eğitim gördüğü bölümde ödev olarak kendisinden istenilen otobiyografileri, biyografi değil öykü olarak yazması ile oluşmuştur. Elinde biriken ödev niteliğindeki bu öyküleri yazdığı diğer öykülerle birleştirmiştir. Şimdi de öykü yarışmaları için hazırladığı öyküleri ve internette yayınladığı öyküleri kitaplaştırmak üzere biriktirmektedir.

benzerler

Yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Çolpan İlhan

İstanbul Belediye Konservatuvarı'nda tiyatro bölümünü ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi resim bölümünden mezun oldu. Akademideki arkadaşları ile birlikte 'Akademi Tiyatrosu' adıyla bir tiyatro grubu kurdu ve oyunlar hazırladı. Şair Attilâ İlhan'ın kızkardeşi, sinema sanatçısı Sadri Alışık'ın eşi ve oyuncu Kerem Alışık'ın annesidir. 2014'te geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etti.

Okunası yazılar

E-Posta Bülteni Kaydı

Size sitemiz ve tiyatrolar ile ilgili haberler göndermek istiyoruz