Bir Kocam Vardiya – Dank Laboratuvar Tiyatrosu

“Aşk ve iş, beşeriyetimizin mihenk taşlarıdır,” demiş Freud. Evet, böyle var olduk biz. İnsanı bileşenlerine ayırsak; bir avuç emek, bir avuç da aşktan başka bir şey geçmez elimize. Gerisi baharat… Mayamız budur. Ondan bir türlü uyarlanamıyoruz ya şu yeni çağa. Kapitalizm insanın doğasına en aykırı olan şey. Sadece çalışalım, üretelim ve tüketelim istiyor. Çalışmak iyi, güzel. Ama ya aşk… İki tanecik bileşenimiz var şu hayatta; birini alınca geriye ne kalıyor..? Aşk kalmıyor; orası kesin.

Dank Laboratuvar Tiyatrosu’nun elinden, Türkiye’de örneğine pek nadir rastladığımız çok özel bir oyun çıktı bu baharda. Maskelerle ve sözsüz olarak tasarlanan bu oyuna karşı başta biraz mesafeliydim. Çünkü maske ve kukla gibi plastik sanatlara ait ögeler, Batı’ya nazaran bizim topraklarımızda biraz geriden gelmiştir hep. Yıllar önce Türk Tiyatrosu dersleri alırken aynı dönemde yapılmış, bizdeki ile Avrupa’daki maske-kukla örneklerini incelediğimde hayret etmiştim. Bunda elbette Doğu topraklarının, söz üstüne kurulu bir algısının olmasında etkisi büyük. Bizim sözümüz her daim gözümüzün gördüğünden üstün olmuştur. Şiirin, şarkının, hikayenin, masalın bizden türemesi de bundan. Derdini de neşesini de, sesiyle şekillendirebileceği biçimde anlatır Doğu insanı. Batı’da yaşayan da insan değil mi; onun da derdi var, neşesi var. Ama o elleriyle şekillendirdikleri biçimde anlatmış hep. İşte şimdi yeni yeni buluşuyor bu iki algı… Batı, Doğu’nun tınısını; Doğu da Batı’nın şeklini kavramaya çalışıyor. Kendi özünden kopmadan başka yörelerin sanatları özümsendiğinde, ortaya harikulade işler çıkabiliyor. Bir Kocam Vardiya; bunun etkili bir örneği.

Bir karı koca hayal edin. Belki yeni evlenmişler, belki de evleneli yıllar olmuş. Geçen zaman burada odak değil. Odakta olan şey; aşkları. Birbirlerini gerçekten de çok seviyorlar. Tek mesele birbirlerine hasret olmaları. Bitmek tükenmek bilmeyen vardiyalarda çalışmak zorunda olan kocanın, eve sadece uyumaya gelebilmesi ve karısı onu göremeden yeniden işe dönmesi, ikisinin arasındaki tek sorun. Geçinebilmelerinin tek yolu bu. Birbirlerinden hem mahrum hem de izole kalarak bir evlilik yürütmek mecburiyetindeler. Kavuşmayı beklemekle geçen günler ve her günü değerli kılan o rutinler… Çok ama çok sevdiği kocası işten gelene kadar her gün görevlerini tamamlayan bir kadının tek eğlencesi ne olabilir..? Tabii ki televizyon. Televizyon elbette bizim doksanlı yıllardan kalan eğlence anlayışımızdan çok daha öte bir şey şimdi. O siyah ekranın içinde oynayan her şeyden bahsediyorum televizyon derken: Pilates videoları, yemek programları, drama dizileri, reklamlar… O siyah ekran renklendikçe, bizim de hayatımız renkleniyor ya hani… Peki, vücut bulsa o renk..? Oyunun yazarı Selen Seval, bu fikrin üzerinde durarak ekranı tamamen bir kişiliğe dönüştürmüş ve sevgili kocasının eve dönmesini bekleyen kadın ile Televizyon arasında bir dostluk olsa nasıl olurdunun hikayesini yazmış. Kadının günlük rutini içinde her saat onunla beraber olan bu kişilik, hem fazlasıyla kendine özgü, hem de bize çok tanıdık… Kadın güne onunla beraber başlıyor. Onunla beraber spor yapıp, onunla beraber yemek ve temizlik yapıyor. Bilgisayardan çalışırken bile onunla beraber. Ekran neredeyse hiç kapanmıyor. Bir kocası var ise de yok çünkü. Var olan tek dostuyla, hayatını sürdürüyor.

Img 20240405 Wa0011 Tekperde.com
Oyun Afişi

Televizyonun bir karakter olarak yaratılmış olması fikrine bayıldım. Kadının onunla olan dostluğu öyle olağan ve öyle duru ki; bu dostluk izleyicide samimi ve tatlı bir duygu uyandırıyor. Günlük yaşantının görevlerini duvardaki saatten takip etmek mümkün. O saat ayrıca bize oyunun epizotlarını da bildirme görevi görüyor. Böylece son, baştan belli oluyor. Sonuyla ilgilenmiyoruz zaten, finale gelene kadar geçen sürede yaşananlar bizi oyuna bağlıyor. Oyunu keyifli kılan en önemli şeylerden birisi, gidişat içindeki durum komedilerinin ustaca parlatılmış olmasıydı. Yönetmen Burak Çağatay Serinbaş, bu küçük anlara şahane dokunuşlar yaparak, onları çok daha eğlenceli kılmış. Maske; grotesktir. Dolayısıyla grotesk olanı anlattığında anlamını yitirir. Küçük olanı anlattığındaysa anlamı güçlendirir. Bu prensibin oyun boyunca hiç değişmediğini görmek mümkün.

Maske ile anlatılan sözsüz oyunlarda, fiziksel anlatı çok güçlü ve iyi çalışılmış olmalı. Yapılan en ufak bir hareketin, alelade olmaması ve özellikle seçilmiş olması şarttır. Bir Kocam Vardiya’nın hikaye akışı ne denli eğlenceli de olsa, icra anlamında eksik kaldığı yerler vardı. Özellikle Selen Seval tarafından oynanan kadın karakter,  performans olarak göze sevimli gözükse de teknik olarak acemi görünen bir yapıya sahipti. Deniz Keyikci de sahneye birçok farklı tiplemeyle girerek her birinde bize keyifli anlar yaşattı. Diğer yandan televizyon kişiliğine hayat veren Enes Turan’ın performansı incelikli ve etkileyiciydi.

Dekorun bu türde bir oyun için detaylıca tasarlanmış ve özellikli bir yapıya sahip olmasını beklerdim. Televizyonun ve arkadaki tezgahın kumaş olarak düşünülmüş olması fikri çok hoş ve fonksiyonel. Turne seyahatleri de düşünüldüğünde ana dekorun katlanıp tek bir çantaya sığması, ekip adına yaratıcı bir çözüm. Ancak uygulamada belki daha ince çalışılmış bir tasarım görmek seyircide daha derin bir etki yaratabilirdi. Bunun yanı sıra ışık tasarımının oyundaki duygu ve olay değişimlerine katkısının çok büyük ve yerinde olduğunu düşünüyorum. Burak Bozkurt’un yaptığı, oyunun müziklerine ise ayrıca hayran oldum. Baştan sona her anda bize eşlik eden melodiler, oyunun keyfini ikiye katladı.

Geçtiğimiz Mayıs ayında Fin Stage sahnesinde izlediğim Bir Kocam Vardiya, ufak tefek eksiklerine rağmen seyircisini baştan sona güldürmeyi başaran, samimi bir oyun deneyimiydi. Tiyatro seyircisi uzun zamandır esaslı komedi oyunlarının eksikliğini çekiyor. Bu eksikliği gidermeyi başaran Dank Laboratuvar Tiyatrosu, şimdiden gönlümde taht kurdu. Umarım Eskişehir’le olan bağlarını koparmaz ve sık sık şehrimizde oyunlarını oynarlar.

Çalışmadan yaşamak mümkün değil. Üstelik sadece para için değil; insan olabilmek ve insan kalabilmek için de çalışmamız gerek. Dönüp baktığımızda sadece ürettiklerimiz, tamir ettiklerimiz, düzenlediklerimiz veya icat ettiklerimizle var olduğumuzu görmek bize yetmez; âşık da olacağız. Patronlar ne derse desin… Ekmeğe muhtaç olduğumuz kadar sevdaya da muhtacız.

Kahrolsun uzun vardiyalar! Yaşasın romantizm!

Oyunun Künyesi
Yönetmen: Burak Çağatay Serinbaş
Yazar: Selen Seval
Müzik: Burak Bozkurt
Maske Tasarım: Dilan Mine Uğurlu
Afiş Tasarımı: Burcu Özyüksel Ayyıldız
Dekor Tasarım: Faruk Oğur
Dramaturgi: Umut Babacanlı
Oyuncular: Enes Turan, Deniz Keyikci, Selen Seval
Topluluk: Dank Laboratuvar Tiyatrosu
Tür: Komedi
Seanslar
Afiş
Derya Dobrişan
Derya Dobrişan
Merhaba, ben Derya... Çocukluğumdan beri tiyatro ile haşır neşir olma lüksüne sahip olmuş birisiyim. Her ne kadar Psikoloji okumuş olsam da hiçbir zaman Psikolog olma niyetinde olmadım. Üniversitede öğrendiklerimi; gerçek hayattan ziyade, oyunlarda ve metinlerde kullanmayı tercih ettim. “Sahne” benim orijin noktam; ne olursa olsun yolum ille de oraya düşüyor; bazen oyuncu, bazen yazar, bazen de seyirci olarak... Son yıllarda en aktif olduğum meslek profesyonel senaristlik olsa da, en eski mesleğim olan tiyatro seyirciliğinden hiçbir daim vazgeçmedim. Kolay kolay da vazgeçebilecek değilim...

benzerler

Yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Okunası yazılar

E-Posta Bülteni Kaydı

Size sitemiz ve tiyatrolar ile ilgili haberler göndermek istiyoruz