Köpeklerin Nöbet Değişimi – Profesyonel

1990 yılında Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da geçen Dusan Kovacevic imzalı Profesyonel, komünist rejimde türlü acılar yaşamış; muhalif, entelektüel Teya’yı rejim değişikliğinden sonra güçlü bir mevkide karşımıza çıkarıyor. Bulmaca gibi kurulmuş oyunda Teya, 45. doğum gününde son 18 yıldır Teya’nın her hareketini takip etmeyi ve belgelemeyi kendine iş edinmiş, eski rejimin tecrübeli gizli polisi ve bugünün taksi şoförü Luka tarafından ziyaret edilir.

Luka yıllar boyunca Teya’nın söylediği her sözü, anlattığı her olayı kaydetmiş, sonra bunları yazıya dökmüş ve istihbarat merkezine teslim ederken de birer suretini kendisine saklamıştır. Luka edebiyat ve politika alanında, Teya ve arkadaşlarını yıllarca dinlerken bilmediği bir dünya ile ilgili pek çok şeyi öğrenmiştir.  Luka yanında, Teya’nın sözlerinin yazıya geçirilmesinden oluşan kitaplar ve her biri ayrı bir anıya sahip nesnelerle gelmiştir. Oyun, Teya ve Luka’nın üzerinden hem bir önceki dönemin baskıcı rejimini, hem de karakterlerin bu süreçte yaşadıkları serüveni  sorgulayan sürükleyici bir öyküyü bizlere aktarır.

Bu eleştiri yazısını yazmadan önce usta oyuncu Burak Sergen’in eski polis Luka’yı oynadığı, Yalçın Hafızoğlu’nun Teya rolünü üstlendiği Profesyonel’i Bakırköy Müşfik Kenter Sahnesi’nde izledim. Daha önce Duşan Kovaçeviç’in yazdığı Profesyonel’in metnini okumuş, yine aynı isimle Dusan Kovaçeviç tarafından yapılmış filmi izlemiştim. 12 yıldır İstanbul DT tarafından Işıl Kasapoğlu’nun rejisi ile sahnelenen oyunu ise görme şansım henüz olmadı.

Duşan Kovaçeviç dünyaca ünlü pek çok oyun ve senaryo yazmış, tiyatro edebiyatı ve sinema için çok önemli bir Sırp yazar ve yönetmendir.  En bilinen senaryolarından birisi Emir Kustrica tarafından çekilmiş ve kanımca kült filmlerin arasında yerini almış Yeraltı’dır (Underground). 

İstanbul DT’de Işıl Kasapoğlu’nun rejisi ile oynanan oyunda metne sadık kalınarak dört oyuncunun görev aldığı anlaşılıyor. Belki de özel tiyatro yapmanın cilvesiyle Burak Sergen ile sahneyi sadece Yalçın Hafızoğlu paylaştı. Açıkçası en azından Martha karakterinin oyunda olmaması oyunun ritminde hissedilir bir eksiklik oluşturdu diye düşünüyorum.

Kurgusu çok sağlam olan metnin sonunda Luka oyun boyunca -bir kere daha- kaydettiği ses kaydını “acıklı bir komedi”, bir tiyatro metni diyerek Teya’ya teslim eder. “Şimdi bu kayıtları dinle ve deşifre edip yaz” der. “Tek eksiğin parantez içleri” olduğunu söyler ve parantez içlerini (sahneleme açıklamaları) eklemesini söyler. Oyun metninde Kovaçeviç parantez içi kullanmamış, onun yerine Teya’nın ağzından sahnede olup bitenleri öykülemiştir. Duşan Kovaçeviç bu noktada Luka üzerinden yaptığı “parantez içi” hatırlatması ile Oyunun metni ile edebi teknik bakımdan bağlantı kurmakta ve Oyundaki bir bulmacayı daha açığa çıkarmakta olsa gerek. Teya’nın Luka’nın yaptığı ses kayıtlarından deşifre ederek yazacağı oyun metni Duşan Kovaçeviç’in “Profesyonel” oyununun tam da kendisi olacaktır.

Profesyonel metnini “devlet aygıtı” ve  bu aygıtın  “insanlarla/yurtaşlarla olan ilişkisi” üzerinden okudum, izledim. Bu bağlamda “devlet hafızasının, kayıtlarının” her dönemde nasıl da kuvvetli olduğu, tehlikeli olarak işaretlenmiş muhaliflerin hayatlarının ne kadar yakın izlendiği, denetlendiği ve hatta yönlendirildiği bu Oyunda altı kalın çizilen hatlardan biri olarak görünüyor.

Dusan Kovacevic Tekperde.com
Yazar: Dusan Kovacevic

Luka kendisinin yıllar boyunca işini titizlikle, profesyonelce yaptığını her haliyle, sözüyle vurgularken; muhalifleri, hayatlarının “rejimin iki dudağı arasında” olmasına rağmen etraflarını görmeden, ihtiyatsız ve bir yandan kibirle yaşamalarından dolayı eleştirir. Ancak diyaloglarla ortaya çıkan bir gerçeği fark ederiz: Rejim değişmiştir ve Luka’ya göre Teya’nın nezdinde muhalifler kazanmıştır. Teya’yı takip ettiği yıllar içinde; kendi öz oğlunun da (Miloş) muhaliflerin tarafına geçmesi, hatta ülkeden kaçması ve Teya’nın ve arkadaşlarının yıllar içinde yaptığı konuşmalar Luka’yı da etkilemiştir. Dolayısı ile Luka için yenilgi sadece rejimin değişmiş olması değil aynı zamanda fikren de yenilmiş olmasıdır. Fakat yenen, rejimi değiştiren, yeni iktidarı kuran Teya ve onun benzerleri muhalifler midir?

Teya ve arkadaşlarının eski rejim döneminde mütemadiyen sarhoş olmaları, dikkatsizlikleri, ihtiyatsızlıkları, çapkınlık maceraları gayet “profesyonel” çalışan Luka’nın karşısına komik bir resim olarak konuyor. Nihayetinde Teya bir edebiyatçı olmasına rağmen eski rejim döneminde bolca konuşmuş ama çok az yazabilmiş, ailesi dağılmış, anne babası ile ilişkileri kopmuş, neredeyse ayık olduğu görülmemiş, melankolik, dağılmış bir karakter olarak çiziliyor sahnede. Ve Luka konuşmalarından deşifre edilmiş kitaplarını, bavuldan çıkan anılarını vererek, bir bakıma ona geçmişini geri veriyor. “Üzülmene gerek yok, her şey yerli yerinde” diyor Teya’ya. Bu noktada devletin güçlü hafızasının karşısında, muhaliflerin geçmişten neredeyse hiçbir şey hatırlamaması alegorik bir anlam kazanıyor.

Oyunda temel örüntülerden bir tanesi Luka’nın muhalifleri takip ettiği yıllar içinde, oğlunun da rejim karşıtı olmasının da katkısı ile muhaliflere duyduğu giderek artan yakınlık ve sempati duygularıdır. Onların bilgisinden, sanatından, ihtiyatsızca kendilerini ortaya dökmelerinden etkilenmiştir. Ama öte yanda kendisini var eden profesyonel çalışma disiplinine de tutunmaktan vazgeçmez. Luka bu ikili duygu arasında oyun boyunca gider gelir. Ancak Teya’dan farklı olarak Luka bir bilgiye daha sahiptir: Dönemler geçer, rejimler değişir ve bu değişimlere rağmen “devlet” yine devlettir. “Değişen sadece koltuklarda oturanlar olur” der Luka. İşte bu nokta kanımca oyunun düğüm noktasıdır: “Köpeklerin nöbet değişimi”.  Luka şöyle der: “Yirmi yıl boyunca sen bu ülkenin düşmanı biliniyordun Teya. Bugünse düşman benim ve seni genel yayın yönetmeni yaptılar. Ben sokaktayım”.

Yeni rejimde yönettiği basımevinde çalışan işçi sayısını bile bilmeyen Teya, yeni iktidar tarafından zincirlenmiş yeni nöbetçidir. Oyun nöbetçilerin yürüttükleri işlerini; tartışmadan, üzerine düşünmeden ve kendilerini tamamen haklı/doğru bularak nasıl da yürüttüklerini bize pek güzel gösterir.

Burak Sergen’den izlediğim oyunda açıkçası dekorun içinde yer alan, yerlere saçılmış kağıtları çok fonksiyonel, oyuna katkı koyar bir fikir gibi görmedim. Oyun boyunca ışığın çok düşük olması, Marta’nın da yokluğuyla birlikte Oyunun izlenebilirliğini zorladı gibi geldi bana.

Luka’yı, yani polisi büyük bir ustalıkla sahneye getiren Burak Sergen’in performansı göz doldurucuydu. Sergen’in karşısında çok genç, tiyatro oyunculuğundan gelmeyen, biyolojik yaşı, sesi itibarıyla 18 yıl boyunca Luka’nın kendisinden giderek daha çok etkilendiğine ikna olmamızın zor olduğu, öte yandan dizilerde aldığı rollerle çok beğenildiğini öğrendiğim Yalçın Hafızoğlu vardı. Sergen sadece Luka’yı oynamakla kalmayıp, salonu doldurmuş seyirciye izlenebilir bir oyun sunmanın ağırlığını da omuzlarında hissediyordu sanırım.

Duşan Kovaçevi’in dünyaca ünlü bu usta metnini bir yerlerde izlemenizi tavsiye ederim.

Oyunun Künyesi
Yazar: Dusan Kovacevic
Çeviri: Bilge Emin - Başar Sabuncu
Yönetmen: Cem Emüler
Yapımcı: Batuhan Mümünoğlu
Dekor Tasarımı: Cihan Aşar
Işık Tasarımı: Emre Kahraman
Afiş Tasarımı: Galip Aksular
Afiş Fotoğraf: Sinan Arslan
Genel Kordinatör: Gizem Şağban
Yapım Koordinatörü: Irmak Uzun
Oyuncular: Burak Sergen - Yalçın Hafızoğlu
Topluluk: Bam Yapım
Tür: Polisiye-Dram
Seanslar
Afiş
Ahmet Selçuk
Ahmet Selçuk
Tiyatro okur, izler, yazar.

benzerler

Yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Muhsin Ertuğrul

Türk tiyatrosunun batılı anlamda kurucusu olarak kabul edilen Muhsin Ertuğrul, sinema alanında da Türkiye'de ilk önemli katkıları gerçekleştirmiş; 1922-1939 yılları arasında Türkiye’de film yapan tek kişi olmuştur. Ailesi, sahneye çıkmasına karşı çıktığı için baba evinden ayrıldı ve tiyatro eğitimi için Paris'e gitti. Çağdaş Türk tiyatrosunun temelini atan ve geliştiren Muhsin Ertuğrul'a 23 Nisan 1979'da Ege Üniversitesi'nce fahri doktor payesi verildi. Sanatçı, ünvanını almak ve sanat yaşamının 70. yıl kutlamalarına katılmak üzere gittiği İzmir'de 29 Nisan günü kalp krizi sonucu hayatını yitirdi.

Okunası yazılar

E-Posta Bülteni Kaydı

Size sitemiz ve tiyatrolar ile ilgili haberler göndermek istiyoruz