Nihayet “Godot Geldi”

İBB Şehir Tiyatrolarının bu sezon “İstanbul Klasiklerle Buluşuyor” proje kapsamında sergilediği oyunlarla sahneleri renklendirmeye ve anlamlandırmaya devam ediyor. Bence bu projenin fikir insanı kimse onu tebrik etmek gerekiyor. Yıllar öncesinden yıllar sonrasına söyleyecek sözü olan bu ölümsüz eserleri yeni nesillerle yüzleştirmek müthiş bir fikir. Bu yıllar, hatta yüzyıllar sonrasına kalmış başyapıtların verdiği ve de vereceği evrensel mesajları, dönemsel olup aslında asırları ifade edebilen, insanı her çağda sanatının gücüyle yakalayabilen ve de başarıyla gerçekleştirdiği yüzleştirmeleri düşünürsek ne kadar yerinde bir projeye imza attıklarını görebiliriz.

Bu proje dahilindeki oyunlardan biri de  İrlandalı yazar Samuel Beckett‘in “Godot’yu Beklerken” başyapıtına gönderme ve oyunun aynı karakterlerle ama bambaşka bir yorumlamasını içeren tarzıyla oyunun devamı niteliğindeki Yugoslav yazar Miodrag Bulatovic‘in “Godot Geldi” oyunu..

Miodrag Bulatovic Tekperde.com
Yazan: Modrag Bulatovic

“Godot’yu Beklerken “İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da yaşanan buhranların atmosferinde yazılan ve ana temaya oturtulan oyun nihilist ve absürt bir tiyatro örneği. Bu oyuna da hakim olarak ve bu yeni oyunla karşılaştırarak diğer oyunu izlemek gerekli diye düşünüyorum.

Oyunda yerinden yurdundan edilmiş iki farklı  baş karakter olan Vladimir ve Estragon, bir kır ortamında ve tek bir ağacın olduğu bir yerde büyük bir bekleyiş içindeydiler. Umudun sembolü olan bir kurtarıcı olarak gördükleri Godot‘yu bekliyorlardı tam olarak nasıl bişey beklediklerini ve kim olduğunu bilmeden… Onlara göre savaş yorgunudurlar ve her şey boştur, ne yapsalar bir değeri yoktur, boşadır.

Ama yine de eyleme geçmeyen bir umut ve bekleyiş içindelerdir. Replikleri ise hayatın kopukluğunu ve anlamsızlığını nitelercesine boş ve saçma cümlelerden oluşur kimi zaman. Tipik absürt tiyatro örneğidir tabi bu. Aslında hayat boş, anlamsız ve saçmadır mottosunu bize sunmak ister. Oyundaki bu bezginlik ölü kıta olarak nitelendirilen Avrupa’nın tavrının bir yansımasıdır biraz da.

İlk yazıldığı dönem hiç ilgi görmeyen bu oyun Amerika’da bir hapishanede sergilendiğinde yoğun ilgi görünce tekrar değerlendirilir ne kadar zengin bir içeriği olduğu, okundukça yepyeni temalara rastlanıldığı anlaşılıyor ve tüm tiyatro dünyasının ilgisini çekip günümüze kadar gelen ölümsüz bir yolculuğa çıkarıyor eseri.

“Godot gelse nasıl olur?” sorusuyla metni tekrar ele alan Bulatovic, Godot’yu Yugoslavya’ya getirerek farklı bir pencere açıyor. “Godot Geldi” eseriyle tiyatro dünyasına. Dönemin politik duruşuyla ilgili de çok şey anlatıyor. Hikaye kaldığı yerden devam ediyor. Hem de keskin bir distopyayla. Kır kenarı bataklığa dönüşürken, karakterler kendi pislikleriyle besleniyor artık. Gelen Godot ise un ve özgürlüğü öğütleyen bir fırıncı… Bu da Yugoslavya’nın 1960 lardaki sıkıntılı politik geçiş dönemiyle sıkı bir bağ içerisinde. Vladimir ve Estragon’un büyük umutla bekledikleri Godot’ya karşı tepkileri de çok farklılaşıyor bu oyunda. Hatta onu bir tehlike olarak görüp göndermek bile istiyorlar. Oyunun diğer karakterleri Pozzo, Lucky ve çocuk da benzer çizgilerini bazı farklarla sürdürüyorlar. Burjuvadan duyulan hayal kırıklığı ise oyunun temel taşlarından biri.

Oyunda muhteşem bir keyif alabilmek için aslında bu bilgileri biraz bilmek gerekiyor. Ön çalışma yapmanın önemli olduğunu düşünüyorum çünkü oyun adete semboller resitali. Oyunun yazıldığı dönemin tarihsel ve politik olaylarını bilmek bu sembolleri aydınlatıyor net bir şekilde. Aynı zamanda absürt tiyatro ve nihilizm gibi bazı felsefi akımları bilmenin de yararlı olacağına inanıyorum ama sakın ‘aman ne uğraşıcağız’ demeyiniz ve sonuca ne kadar değeceğini ve bir baş yapıtı duygulanarak, eğlenerek ve de anlayarak izlemenin ne kadar güzel bir şey olacağını biliniz, bildiriniz.

Gelelim Şehir Tiyatroları Sahnelemesine

Oyunun yönetmeni Ragıp Yavuz’un severek ve de konuya ve esere hakim olarak sahneye koyduğu aşikar. Yönetimini çok beğendim. Rol dağılımında elbetteki Vladimir ve Estragon’un kadın oyuncu tarafından canlandırılması güzel bir fikir aslında ama ben bu oyunda çok sevemedim Vladimir’i canlandıran Meriç Benlioğlu kesinlikle elinden geleni yaptı ve herhangi bir aksama olmadı ama biraz daha doğallaştırması belki daha yerinde olabilir diye düşündüm. Genel olarak tüm oyuncular metne fazlasıyla inanarak oynadılar ve gerekeni fazlasıyla yaptılar. Oyunun dekorlarını da çok yerinde ve doğru buldum. 

Biraz okuyarak,biraz ön bilgiyle seyirlik bir kara komedi sizi bekliyor. Mutlaka izlemenizi öneriyorum.

Oyunun Künyesi

Yazan: Modrag Bulatovic
Çeviren: Sevgi Soysal
Yöneten: Ragıp Yavuz
Dekor- Kostüm Tasarımı : Eylül Gürcan
Hareket Düzeni : Yasemin Gezgin Yavuzcan
Işık Tasarımı :  Murat Özdemir
Efekt Tasarımı : Erhan Aşar
Yönetmen Yardımcıları : Mana Alkoy
Reji Asistanları : Şenay Bağ, Ada Alize Ertem
Oyuncular : Ali̇ Mert Yavuzcan, Can Başak, Can Ertuğrul, Derya Çeti̇nel, Meri̇ç Benli̇oğlu, Murat Coşkuner
Topluluk: İBB Şehir Tiyatroları
Tür: Dram, Komedi
Seanslar
Afiş
Murat Adıgüzel
Murat Adıgüzel
İngilizce öğretmeni, tiyatro oyuncusu,yönetmeni, yazarı İzmir doğumlu bir tiyatroseverim:)3 tane yayınlanmış tiyatro oyunlarını içeren kitabım var.Seyahat etmeyi,yeni yerler keşfetmeyi çok seviyorum..

benzerler

Yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Diegetik

Tiyatroda, edebiyatta yahut sinemada bir olayın, olayın kendisine tanıklık edilerek değil olayın anlatılarak öğrenildiği durumlar. Edebiyatta olayı bir anlatıcı vasıtasıyla okuyarak, tiyatroda ve sinemada genellikle sahnede duyarak öğrendiğimiz bilgiler.

Okunası yazılar

E-Posta Bülteni Kaydı

Size sitemiz ve tiyatrolar ile ilgili haberler göndermek istiyoruz