Okan Bayülgen’den: Richard

Shakespeare’in en makyavelist oyunudur. Okan Bayülgen uyarlaması oyun, var olan düzene, sanatın hali hazırdaki kurumsal, etik ve hiyerarşik yapısına karşı olan ve kendisine Richard Hell diyen birinin tiyatroya sığınmasıyla başlıyor.
Oyunun ilerlemesiyle Richard Hell, akıl sağlığından şüphe ettirmesine rağmen III. Richard rolünü aldığı halde yetinmeyerek yönetmen koltuğunu da ele geçirir. Her ne kadar hoşgörülü, demokrat sanatçıların desteği olsa da madalyonun diğer yüzünde tiyatronun basit eşyalarına (tavan, merdiven gibi) söylenmekle başlayıp insanların özel hayatlarına karışma haddiyle, her şeyi tarumar eden tutumuyla sahneye alışılagelmemiş bir oyun koyma derdinin takıntıya dönüştüğü hissediliyor. Oysa Richard’ın kişilik psikolojisinde kişilerarası manipülasyon, duygusal soğukluk ve ahlakî kayıtsızlık ile karakterize edilen psikolojik boyutlar gözle görülür vaziyettedir. Tahta oturmak için her türlü kötülüğü yapan, bu amacı sebebiyle aralarında çocuk yaştaki yeğenlerini ve öz kardeşi olmak üzere toplamda 17 kişiyi öldüren birinden bahsediyoruz… Sadece 2 yıl tahtta kalmış olsa bile (1483 – 1485) III.Richard, İngiltere tarihinin en kötü hatırlanan kralıdır. Kendisine saygı duyulmasını zaman zaman fazlasıyla uç bir noktadan istemektedir. Üstelik bu isteğini etrafındakilerin varlığından, hislerinden ve insanlığından bihaber olarak ve hiç de amacına hizmet etmeyen bir şekilde yapması açıkcası kendi sonunu hazırlamaktan başka bir işe yaramıyor. 

Oyunun Shakespeare’in ilk oyunlarından biri olduğu düşünülüyor. Ancak pek çok edebiyat ve tiyatro otoritesi tarafından yazarın en önemli oyunlarından biri olduğu kabul edilmektedir. 

Okan Bayulgen Tekperde.com
Okan Bayülgen

Uyarlamada çocuk yeğenlerin sembolize edilişi kinetik heykellerle sağlanıyor. Oyun başlamadan kocaman perdenin önünde duran arada sırada hareket eden bu küçük çocuk heykellerinin size baktıklarını hissettirmesi daha oyun başlamadan sizi içine alıyor. Kinetik heykel tasarımını Server Demirtaş fazlasıyla büyüleyici bir şekilde üstlenmiş. Kostümler, müzik, dans hareket tasarımı bir arada fazla lezzetli bir prodüksiyon olmuş. Zaten koreograf Dicle Doğan uzun yıllardır beğenerek takip ettiğim bir isimdi. Özellikle final sahnesindeki “can çekişme” koreografisiyle vurucu bir etki yaratılmış… Tabiri caizse adeta “anlatılmaz yaşanır.” olmuş.

Karakter tüm oyun süresince kendi bedeni ve zihni içerisinde sıkışma, bunalma, boğulma ve boğuşmalar yaşıyor. Bir yandan da mücadelesi dünyanın tüm bedenleri ve tüm zihinleriyle… Richard Hell kendini inşa etmek için uğraştığı süreçte bir kayıp belki de kimlik(siz) gibi… Oyun sırasında akla gelen sorular izleyiciyi çıkmaz bir sokakta dönüp duruyor gibi hissettiriyor: Richard Hell, takıntılı bir hasta mı yoksa gerçekten de yeni bir insan türü mü? Dünya bu yeni insan türünü kabullenecek mi? Varlığını bakış açılarını kabul ettirebilecek mi ? Yoksa kendini gerçekleştirme sürecinde ortaya koyduklarıyla kıvranan Nietzsche’ler, Raskolnikov’lar, Bazarov’lar gibi delirerek ya da başarısızlığın derdiyle, anksiyetesiyle kendini sadece bir beden olarak kabul edip ruhunu yok sayıp hiçlik duygusunu dibine kadar yaşayarak mı ölecek? III. Richard’la olan en temel ortak özelliği, ötekileştirilmişlikleri kabul edildiğinde, bu ve varolan pek çok benzerlik Richard Hell’i yutacak mı, ezecek mi, sindirecek mi? 

Oyun metninde fazlasıyla etkileyici sözler hatta paragraflar var. Dolayısıyla seyirci olarak hiçbirini kaçırmak istemiyorsunuz ve bir kere, bir kere daha gitmek istiyorsunuz. Beğendiğim tiradlardan biri şuydu: “Evet Richard kötüdür ama bu saf bir kötülüktür, dürüsttür. İdeolojik olmadığı için dürüsttür. Evet bu kötülük öldürebilir ama bir ütopya adına yapmaz bunu. Bir tebaası yoktur ve tebaası onun suçlarıyla övünmez. Bugün kötülük, daha iyi bir dünyanın binlerce vaadiyle kuşatılmış durumda. Bugün kötülük sadece kalabalığa boyun eğdirmek istemiyor, aynı zamanda kalabalık tarafından tapınılmak istiyor. Günümüzün kötülüğü sadece sarayında yaşayıp dünyaya hakim olmakla yetinmiyor, aynı zamanda insanların kafalarında yaşayıp onları içeriden kontrol etmek istiyor. Bugünün kötülüğü, zamanının vebasından daha kötü. İsyan etmeyi aklına bile getirmeyenlerin korkusunu beslemek için öldürüyor. Bugünün kötülüğü çok inatçı, o kadar her tarafa sızmış ki fetüsler bile onun izini taşıyorlar. Ve doğacak çocuklar sadece kötülüğün hizmetkarı olacaklar.” 

Oyun sonunda sahnedeki herkesin belli bir metronom ritminde “Suçlu Richard” diye bağırdığı sırada Richard’ın sahneden uzaklaşarak seyircilerin arasından, insanların üstüne basa basa gidişi çok buruk, çok gerçek, çok kapana kısılmış ve çok zor hisler yaşattı. İçinde bulunduğumuz süreç dolayısıyla fazlasıyla iktidar, hırs ve rant bu denli gündemde ve halkın ezilmesi, hiçe sayılmayı, fikir beyan edememesi konu başlıklarında yerinde bir yüzleşme yaşatıyor. Böylece hayat, William Shakespeare’in The Tragedy Of Julius Caesar‘ında dediği sözü tokat gibi vuruyor: “Cesurlar bir kere, korkaklar bin kere ölür.” 

Oyun, IV. Üstün Akmen Tiyatro Ödülleri’nde Yılın Prodüksiyonu (Net Sanat ve Kabare Dada ortak yapımı) ve Yılın Dramaturgu (Dilek Tekintaş) ödüllerine layık görüldü. 10. Uluslararası Yeni Tiyatro Dergisi Emek ve Başarı Ödülleri jürisi tarafından Yılın Oyuncusu (Okan Bayülgen), Yılın Prodüktörü (Cemalettin Kömürcü) ve Yılın Hareket Tasarımı (Dicle Doğan) ödüllerine layık görülmüştür. 

Oyunda sevdiğim karakter: Richard   

Amacı: Kral olmak  

Asıl amacı: Kendini kanıtlamak 

İhtiyacı: Görülmek  

Engeli: Hırs  

Mağduriyeti: Salt sevilmemesi ve ötekileştirilmiş olması  

Motivasyonu: Zekası, ötekileştirilmiş olması 

Göze aldığı riskler: Yenilmek

Oyunun Künyesi
Eser: W.Shakespeare, III. Richard 
Oyuncular: 
Okan Bayülgen, Şenay Gürler, Ebru Unurtan Urağ, Nihal Usanmaz, Kevork Türker, Kubilay Çamlıdağ, Oral Özer, Özgün Çoban, Esra Yaşar, Su Sonia Herring, Volkan Ateş Gündüz, Dilay Yıldız, Cem Tilmen, Ali Akkök, Cüneyt Üstün, Ferdi Taşkın, Levent Akkök, Cihan Akbilek, Orkun Dökmeci, Ece Önderoğlu, Sinan Aksu, Kayra Ural, İstanbul Bayülgen
Proje: Nihal Usanmaz - Kubilay Çamlıdağ – Orkun Dökmeci
Dramaturg : Dilek Tekintaş
Danışman: Yalın Alpay – Dr. Başar Akman
Dekor Tasarımı: Efter Tunç
Kostüm Tasarımı: Ayşegül Alev
Işık Tasarımı: Kemal Yiğitcan
Hareket Tasarımı: Dicle Doğan
Kinetik Heykel Tasarımı: Server Demirtaş
İllüstrasyon: M. K. Perker
Müzik: Ömer Vatansever – Fırat Ağacık – Okan Bayülgen
Saç Tasarımı: Derya Ergün
Afiş Tasarımı: Berkcan Okar
Fotoğraf: Fethi Karaduman
Yönetmen Yardımcısı: Nihal Usanmaz
Reji Asistanları: Dilay Yıldız, Ferdi Taşkın, Ali Akkök
Sahne Amiri: Sinem Bayraktar, Oğuzhan Yıldırım
Yapım: Net Sanat – Kabare Dada
Tür: Trajedi & Dram
Seanslar
Afiş
ilke mori
ilke mori
1991 yılında Aralık ayında bedenen doğdu. Sonra pek çok kere kendini doğurdu. Her şart ve koşulda yazıyla hayata tutundu. Ruhuyla yaşıyor.

benzerler

Yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Fars (Farce)

Önceleri oyun araları gösterisi olarak sahnelenen ve sonrasında sanat yönü az kaba bir güldürü türüne dönen tiyatro.

Okunası yazılar

E-Posta Bülteni Kaydı

Size sitemiz ve tiyatrolar ile ilgili haberler göndermek istiyoruz