Yaşasın Demokrasi – Eskişehir Şehir Tiyatroları

Bize halk diyorlar. Neyiz biz hakikaten? Demirden çarkların içine kısılmış, o çarkları döndürmekle mükellef olanlar mı; yoksa o demirden çarkları elleriyle şekillendirip yerine takanlar mı? Makine bizim için mi dönüyor, bizim sayemizde mi dönüyor; bize rağmen mi ve hatta bizim yüzümüzden mi dönüyor, orası muallak… Kitaplar bizi Aynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu” diye tanımlıyor. Bizse kendimizi, kendi kendimize, kendimizce paralamakla ve ayrıştırmakla meşgul olduğumuzdan, tam bilemiyoruz ne olduğumuzu. Halbuki “halk” aynı zamanda yaratmak da demek. İşte bunu aklımızın bir köşesine yazmamız gerek. Bir arada yaşıyorsak eğer, el birliğiyle neler yarattığımıza dikkat etmemiz şart. Mesela demokrasi..? Bizim için mi var, bizim sayemizde mi; bize rağmen mi, yoksa bizim yüzümüzden mi var diye hiç düşündünüz mü? Haldun Taner düşünmüş.

Eskişehir Şehir Tiyatroları’nın geçtiğimiz yıl prömiyer yapmış olan Yaşasın Demokrasi oyunu, Geleneksel Türk Tiyatrosunun en kıymetli ve verimli yazarlarından biri olan Haldun Taner’in oyunlarından ve öykülerinden derlenmiş. Bundan ötürü tür olarak da içinde pek çok şey barındırdığı söylenebilir. Bir kabare oyunu çatısı altında, kimi zaman yanılsamacı, kimi zamansa epik türde yazılmış hikayeler, durmadan değişiyor dönüşüyor ve izleyici için bir Haldun Taner eserleri şöleni sunuyor. Bu bağlamda oyunu yöneten ve uyarlayan Ali Eyidoğan’ın hem kağıt üstünde hem de sahnede, doğru bir iş çıkarttığını söyleyebilirim.

Haldun Taner’in eserlerini okuyanlar şunu çok iyi bilir: o insanın eksiklikleri üzerinden yaratır karakterlerini. Nereye bakmıyorsak ya da neyi görmek istemiyorsak oraya dikkat çeker. Bir tiyatro oyunu yazarken de aslında önce öykü olarak kurar çatıyı. Bundan mütevellit olsa gerek ki sahneye taşıdığı hikayeler, bize hiç de yabancı olmayan ancak kendine has dünyalardır. Ve bu dünyaları, en gerçek halleriyle çizer bizler için; yaralarıyla, pislikleriyle, çelişkileriyle… Çünkü bunları deşmeden: yaranın iyileşmeyeceğini, pisliğin temizlenmeyeceğini, çelişkinin tutarlı kılınmayacağını iyi bilir. Yaşasın Demokrasi, tek bir oyun ya da öyküden oluşmadığı için, metni değerlendirirken bu düstura uyulup uyulmadığına dikkat ettim. Bu bağlamda doğru hikaye ve oyunlardan, doğru kısımlar tercih edilmiş; bunlar birbirlerine sağlam bir şekilde bağdaştırılmış. Metinsel olarak zor bir işin altından kalkılmış sıkı bir çalışma yapıldığını düşünüyorum.

Haldun Taner Tekperde.com
Yazan: Haldun Taner

Haldun Taner’in oyun ve öyküleri sahnede ete kemiğe bürünürken, arka plandaki devasa dişli çarklar sayesinde, en önemli dersi unutmamıza hiç imkan yok: Bu devran bir şekilde döner, dönüyor ve dönecek… Makina hep işleyecek… İster bir fare gibi içinde koş, ister o dişlilerin arasında ezil. Oyun açık biçim bir anlatıya sahip olduğundan, oyunda kullanılan tüm aksesuar ve kıyafetler sahnede bulunuyor, oyuncular da bu sayede bizim gözümüzün önünde tipten tipe bürünüyor. Böylece oyun, dinamizmini baştan sona koruyabiliyor. Işıkların kullanımı da atmosfer değişiminde çok büyük bir rol oynuyor. Özellikle On İkiye Bir Var adlı öyküden uyarlanmış olan hikayede, saatin tik-taklarını vurgulayan ışık kullanımı benim çok hoşuma gitti. Görsel olarak kadın ve erkek oyuncuların ana kostümlerinin biçimsel olarak birbirlerinden farklı olduğunu düşünüyorum. Kadınların daha etnik dokuda tasarlanmış kostümlerinin yanında, erkek kostümlerinin daha modern görünen bir çizgisi vardı ve bu iki farklı tarzı birbiriyle pek bağdaştıramadım.

İçinde canlı enstrümanların ustalıkla çalındığı her oyun, benim gözümde doğrudan artı on puanı hak eder. Söz konusu kabare türü oyunlar olduğu zaman, şarkıların oyuncular tarafından canlı olarak çalınıp söylenmesinin, seyircide çok güzel bir etkisi oluyor. Oyun boyunca akordeondan bağlamaya, marakastan klasik kemençeye kadar birçok enstrümanın hoş tınılarını dinlemek keyif vericiydi. Bütün bu enstrümanların göz bebeği olan piyano, oyundaki kullanımına yaraşır bir şekilde tam ortadaydı. Ve sadece şarkılara eşlik etmekle kalmayıp, özel yerlerde efekt vermek için de piyanonun kullanılıyor olması, yine doğru tercihlerden bir tanesi. Ancak canlı müziklerin altına destekleyici olması ve belki de tınıyı çeşitlendirmek niyetiyle kayıttan müzikler de eklenmişti. Ki bu da bana kalırsa o canlı atmosferi öldürmüş. Müziğin ya canlı ya da kayıttan tercih edilmesi gerektiğini düşünsem de, Eskişehirli’lerin Opera Sahnesi diye bildikleri, Sanat ve Kültür Sarayı Tiyatro Sahnesi’nin, yıllardır süregelen ses problemi yüzünden böyle bir şeyin tercih edilmiş olduğu olasılığı üzerinde duruyorum.

Bazı komedi türleri abartılı oyunculukları ziyadesiyle kaldırır. Özellikle kabare türündeki oyunlarda izlediğimiz tiplemeler, sonuna kadar abartılı bir yapıya sahip olabilirler. Buradaki püf nokta; ne kadar abartılı bir oyunculuk tercih edilirse edilsin, seyirciyi o tipin gerçekliğine inandırmaktadır. Yaşasın Demokrasi’de, bazı oyuncuların abartıyı biraz abarttıklarını ve işi izleyici için neredeyse utandırıcı bir boyuta taşıdıklarını üzülerek söylemek zorundayım. İlaç ve zehri birbirinden ayıran şey nasıl dozaj ise, oyunculukta da esaslı performansı, mahcubiyet verici bir performanstan ayıran şey de yine dozajdır bana kalırsa. Şükür ki oyunun geneline hâkim olan bir durum değil bu. Yoksa iki perdeyi izlemek çok zor olurdu.

Oyunun başı aynı zamanda sonu ve dolayısıyla sonu da aslında başı oluyor… Kafanız karışmış olabilir, durun size şöyle anlatayım. Oyuncuların sahne üzerinde nefes nefese iki büklüm kalmış halleriyle başlıyor oyun. İçlerinden birisi diyor ki: “Haydi bir daha oynayacağız…” Diğeri: “Bir daha mı?” diye hayıflanıyor. Bir başkası çok yorulmuş olduklarından dem vuruyor. Ama ilk oyuncu: “Evet, kez bir daha,” dediğinde tüm oyuncular başlangıç yerlerini alıp bizim için –bir kez daha- oynuyorlar oyunu. Bu rejisel hamle ile seyirci olarak şu mesajı almamak mümkün değil: “Bu oyunda anlatılanlar daha önce de anlatıldı ve siz halk, bu anlatılanları anlayana kadar da, bıkmadan usanmadan tekrar tekrar anlatmaya devam edeceğiz.” İşte bu noktada ister istemez günümüz tiyatro anlayışına dair bazı şeyleri sorgulamak zorunda kalıyorum. Biz bu oyunları kime oynuyoruz? Kimleri eleştiriyoruz? Oyunda hicvedilenler gelip izlemiyorlar ki bu oyunları. Biz bize izliyor, biz bize hak veriyor, biz bize alkışlıyoruz. Oyunda anlatılanları asıl dinlemesi gereken halk, geliyor mu böyle oyunlara, bence bunu biraz sorgulamak lazım. Bu yazıyı yazabilmek için yaptığım araştırmalar sırasında, Haldun Taner’in Konur Ertop ile yaptığı bir röportajına rastladım. Usta şöyle söylüyor:

“Gülünç olmadan, ben halk tiyatrosuyum diyecek bir tiyatromuz var mı? Hangi halk? Önce bunu sormalı. Halka gitmek, halka ucuz bilet, halkı eğitecek oyun sağlamak derken kimi kastediyoruz? Halk matinesi adı bile bu galatın sivri belgesi değil mi? İtiraf edelim ki, halk derken biz, olsa olsa büyük şehrin tiyatroyla haşır neşir olmamış insanlarını, kenar semtlerinin sakinlerini, hadi bilemediniz Anadolu’nun illerini ve birkaç büyücek kasabasını kastediyoruz. Bunlara varan bir tiyatroyu kursak halk tiyatrosu kurduk diye şişineceğiz. Ama yine de fena bir iş yapmamış olacağız. Oysa halk bu mu? Anadolu’nun milyonları daha tiyatronun b’sini bilmiyor. Devrimci ve halkçı temaları işlemek bir oyunun halk kitleleri tarafından kapışılması için yeterli değildir. Bunu halkın dili, halkın mantığı, halkın gustosu ile yapmadıkça kendi kendinizi aldatırsınız. Oyununuzu beş-on şehirli aydıni otuz-kırk üniversite öğrencisi, bir-iki de ahbabınızdan başkası alkışlamaz.”

Elbette oynanmalı böyle oyunlar, hem de çokça. Seyirci spektrumunu genişletmek için, artık bir şeyler yapmalıyız belki. Bu oyunlar bir kez daha, bir kez daha ve bir kez daha oynanmalı… Ama sadece demokrasinin ne olduğunu bilenlere değil; onu anlaması gerekenlere de, ne olduğunu bilmeyenlere de, hatta hiç öğrenememiş olanlara da… Demokrasi, yaşasın elbet. Yaşadığı haliyle böyleysek, bir de yaşamasa… Maazallah! Halimiz nice olurdu?

Oyunun Künyesi
Yazan: Haldun Taner
Uyarlayan - Yöneten: Ali Eyidoğan

Müzik: Ali Eyidoğan

Hareket Düzeni: Filiz Sızanlı
Kostüm Tasarım: Tülay Kale
Işık Tasarım: Ali Rıza Tekin

Yardımcı Yönetmen: Mert Kırlak

Dramaturg: Sibel Arıcan
Oyuncular: Gamze Demirer, Ali Eyidoğan, Çiğdem Altuğ, Alp Sunaoğlu, Nagihan Orhan, Umut Bazlama, Serhat Onbul
Müzisyen: Başak Karakaş
Topluluk: Eskişehir Şehir Tiyatroları
Tür: Müzikli Komedi, Kabare, Politik Hiciv
Seanslar
Afiş
Derya Dobrişan
Derya Dobrişan
Merhaba, ben Derya... Çocukluğumdan beri tiyatro ile haşır neşir olma lüksüne sahip olmuş birisiyim. Her ne kadar Psikoloji okumuş olsam da hiçbir zaman Psikolog olma niyetinde olmadım. Üniversitede öğrendiklerimi; gerçek hayattan ziyade, oyunlarda ve metinlerde kullanmayı tercih ettim. “Sahne” benim orijin noktam; ne olursa olsun yolum ille de oraya düşüyor; bazen oyuncu, bazen yazar, bazen de seyirci olarak... Son yıllarda en aktif olduğum meslek profesyonel senaristlik olsa da, en eski mesleğim olan tiyatro seyirciliğinden hiçbir daim vazgeçmedim. Kolay kolay da vazgeçebilecek değilim...

benzerler

Yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Feeri

Doğaüstü olayların ve kişilerin dekorlar arasında gösterilmesi.

Okunası yazılar

E-Posta Bülteni Kaydı

Size sitemiz ve tiyatrolar ile ilgili haberler göndermek istiyoruz