Karakterimiz, alışageldiğimiz solo performansların aksine sahnede bir anlatıcı rolünde konumlanıyor ve oyun boyunca seyirciyle doğrudan iletişim hâlinde kalıyor. Bu tercih, seyirciyle kurulan mesafeyi ortadan kaldırarak anlatının kişisel olduğu kadar kolektif bir hâl almasını sağlıyor.
Seslere Duyulan İlgi ve Hafızanın Katmanları
Küçüklüğünden beri sahip olduğu bir alışkanlığı, çevresindeki seslere duyduğu ilgiyle birlikte gelişen hassasiyeti üzerinden anlatıyor. Karakterimiz, bizim duymadığımız sesleri duyacak özel bir yeteneği olmadığını; yalnızca seslere bizden daha fazla dikkat kesildiğini söylüyor. Bu farkındalık, oyunun temel yapı taşlarından birine dönüşüyor.
Bu noktada oyun, toplum olarak yüzleşmemiz gereken ama ne yazık ki oldukça uzağında kaldığımız 6–7 Eylül olaylarına da temas ediyor. Karakterin bu sarsıcı trajediye dair gösterdikleri ve hissettirdikleri, oyundan çıkan seyircinin araştırıp en azından küçük bir fikir edinmesine vesile oluyorsa bile, bu başlı başına önemli bir adım. Toplum hafızası bizi ileri taşıyacaksa, oyunun bu yaşananlara şeffaf bir dille ayna tutması son derece değerli.
İstanbul’un Sesli Haritası
İstanbul’u hissetmenin ve tarihini koklamanın en iyi yollarından biri, Karaköy’de Perşembe Pazarı’ndan Şişhane’ye doğru yürümek olabilir. Oyun, tam da bu civarın güncel sahipleri olan hırdavatçıları hikâyeye dâhil ediyor ve mizahi bir dil kullanarak anlatıyı süslüyor. Bu tercih, oyunun büründüğü kasveti belli ölçüde dengeleyen önemli bir unsur hâline geliyor.
Oyunun temel yapısı bu tarihsel ve toplumsal meseleleri içerirken, karakterin babasıyla kurduğu kişisel hikâyeyi de anlatının içine katıp bütünleştirmesi, başarılı bir dramaturji örneği olarak öne çıkıyor. Çünkü bir oyun, ne kadar değerli konular anlatırsa anlatsın, bunu seyirciyi sıkmadan ve ilgi çekici biçimde aktarabilmek ayrı bir meziyet.
Reji ve Oyunculukta Sadelik
Yazılanların üzerine oyuna kabaca bakıldığında; özel bir dekor olmadan, yalnızca oyuncuyu ve yardımcı rolde kullanılan ses cihazlarını gördüğümüz düşünüldüğünde, ortaya çıkan bu güçlü işin mimarlarından birinin reji olduğu açık. Salih Bademci ise endişelenmeden, oynadığını göstermek için fazladan bir çaba harcamadan son derece pürüzsüz bir performans sergiliyor; sahnede adeta ışık saçıyor.
İlk Kuşkudan Hayranlığa
Oyun başlamadan önce sahnede anlatıcı konumunda bir karakter izleyeceğimi bilmek, açıkçası beklentimi düşürmüştü. Oyunun ilk dakikaları da bu düşüncemi destekler biçimde ilerleyince, iyi bir performans eşliğinde ortalama bir oyun izleyeceğimi düşündüm. Ancak oyuna kapılmama vesile olan bir geçiş anı var; o andan sonra hikâyenin içinde kayboluyorsunuz.
Dakikalar geçtikçe oyunun etkisi arttı ve hayranlıkla izlemeye devam ettim. Akışta ele aldığı konular da birer birer yerli yerine oturduğunda, sona doğru muazzam bir oyunun içinde olduğumun farkındaydım. Bittiğinde ise, hem bu denli etkileyici olmasına şaşırdım hem de konunun yarattığı hüznün yanında oyunun bıraktığı mutluluk hissi gerçekten harikuladeydi.
İstanbul’un Başrol Olduğu Bir Hikâye
Oyunun başrolünde aslında İstanbul olduğunu düşünürsek, fethine değinilmesi kaçınılmazdı. Hikâye, İstanbul’un fethiyle başlıyor; hâlâ onun izleri ve sesleri şehrin içinde saklı. Hep aynı açıdan gördüğümüz görkemli zaferi farklı bir perspektiften izlemek, oyunun benim gözümdeki ehemmiyetini artırdı ve yeni bir pencere açtı.
Oyun içinde Kanlı 1 Mayıs’a değinilen an ve sonrasında gelen sahneler ise benim için özellikle dikkat çekiciydi. Ne için mücadele ettiğimizi hatırlamamı, umutsuzluğa kapılmaya hakkımız olmadığını düşünmemi sağladı. Toplumun yüzleşmesi gereken bu mesele üzerine düşünürken, bu satırları yazarken bile duygulanıyorum.
“Sesler”, sıradanlığın içinde daha sıradan kalmış sesleri fark etmemizi sağlarken, aslında çok daha derine işaret ediyor. İstanbul’un yalnızca içinde yaşadığımız bir şehir değil, seslerin ahengiyle var olan canlı bir hafıza olduğunu hatırlatıyor. İçtenlikle önereceğim bu oyundan çıktığınızda, iyi bir iş izlediğinizi hissedeceğinize eminim. Tiyatronun büyüsüne inanıyorsanız, elinizde güçlü bir kanıt olacak.






Oyunun Künyesi
Oyuncu: Salih Bademci
Yazar: Kerem Kurdoğlu
Yönetmen: Mehmet Birkiye
Dekor Tasarımı: Cem Yılmazer
Işık Operatörü: Özgür Karaböcek
Müzik: Şahin Kureta
Yapımcı: Şermin Ekinci
Yürütücü Yapımcı: Sercan Apak
Yönetmen Yardımcısı: Gozel Rovshanova, Ata Şimşek, Su Özdemir
Afiş Tasarımı: Ayşe Zeynep Satıcı, Hüseyin Demirkan
Ses Tasarımı: Oğuzhan Akalın
Efekt Uygulama: Oğuzhan Akalın
Prodüksiyon Asistanı: Enis Aksoy
Topluluk:
Tür:
Seanslar
Afiş

