Tarsus Şehir Tiyatrosundan “Çirkin”

Marius Von Mayenburg’un kaleminden “Çirkin” adlı oyunu Tarsus Şehir Tiyatrosundan izledim.  Adana Büyük Şehir Belediyesi 8. Şehir Tiyatroları Buluşması kapsamında seyirci ile buluşan oyunun rejisi ve dramaturjisi Nihat Çapar’a ait. 

Kısaca olay dizisinden bahsederek başlamak gerekirse Lette parlak bir mühendistir. Çalıştığı şirket için önemli patent ürünleri tasarlar. Ancak tasarladığınız ürünün işe yararlığından daha önemli bir şey vardır. O da satılabilir olması. Baştan sona her aşamasında emeği olan ürünleri satmakta başarısızdır. Bunun sebebi ise kimsenin Lette’nin yüzüne söyleyemediği, “bariz” çirkinliğidir. Fuarlara giderek yaptığı sunumlar asla satışları arttırmaz. Bu yüzden buluşları satmak için bir başkası görevlendirilir. Kapitalist toplumlarda çoğu zaman “nesneyi” değil sunumu satın aldığımız gerçeği bu noktada vurgulanır. Ancak Lette için bu kabullenilemez bir durumdur. Nedenini sorduğunda ise ilk kez “çirkin” olduğu yüzüne vurulur. Bugüne kadar kimse ona çirkin olduğunu söyleyemediği için Lette bu gerçeğin farkında değildir. Bu noktada yönetmen bir alkışı hak ediyor. Zira sahnede gördüğümüz oyuncu, herhangi bir fiziksel deformasyona sahip değil. Dolayısıyla L ette çirkin olduğu gerçeğiyle yüzleştiği anda biz de seyirciler olarak bu gerçekle yüzleşiyoruz. Yani bu durum Lette için olduğu kadar biz seyirciler için de sürpriz oluyor. 

Oyunun bu anına kadar gestusunda büyük bir özgüven taşıyan Lette, koca bir hayal kırıklığı ve öfkeye bürünüyor. Yazar ve yönetmen burada çağımızın dayatılan güzellik algısının insan yaşamını nasıl etkileyebileceği konusunda eşsiz bir ayna tutuyor. Bize çirkin olduğumuzu söyleyen reklam filmleri, film yıldızları, influencerlar ve daha önemlisi insanlar olmadığı sürece hepimiz güzel olabilirdik düşüncesi sirayet ediyor. Aşık olduğu eşinin bile yüzüne bakmadığını fark eden Lette, adeta bildiği her şeyin yalan olduğu bir dünyaya uyanıyor. Çağımızda güzel ve özel olmanın koşullarından biri kapitalizmin endüstrilerine para kazandırmak. Kozmetik, plastik cerrahi, tekstil, kişisel tüketim v.s… Herkesin güzel olarak kabul edildiği bir dünyada birlerine bir şeyler satmak bir hayli zor olurdu. 

Cirkin Afis 3 Tekperde.com
Çirkin Oyun Afişi

Lette de bir plastik cerrahın masasına yatarak “çirkin” olduğu söylenen suratından kurtulmaya karar veriyor. Sonuç ise Tedx konuşmalarına konu olabilecek kadar başarılı. Lette tam anlamıyla kusursuz ve herkes tarafından arzulanan bir surata sahip oluyor. Bu durum Lette için tatlı bir rüyanın başlangıcı. Fuarlardan fuarlara, sunumlardan sunumlara koşuyor. Hayatı boyunca göremediği ilgi ve beğeniyi fazlasıyla tadıyor. Ürün satışları zirve yapıyor. Ancak Lette her geçen gün kendisine biraz daha yabancılaşıyor. Öyle ki zamanla sattığı şey konusunda hiçbir fikri olmayan bir çeşit vitrin nesnesine dönüşüyor. 

“Seçenekler, seçme şansımızı elimizden alır.” 

Kapitalist ekonomilerin en büyük vaatlerinden biri sonsuz seçenek sunmaktır. Oysa çok seçenek olması bir noktada bizi mutsuz edebilir. Zaman içerisinde A marka bir otomobile sahip olmanın mutluluğunun yerine kendimizi B marka bir otomobilden mahrum kalmanın hüznü ile iç içe bulabiliriz. Bu durum tuhaf bir şekilde duygusal ilişkilerimiz için de geçerli. Zira Lette, herkes tarafından arzulanan bu kusursuz yüze sahip olduğunda, geçmişte aşk ve sadakatle bağlı olduğu eşine karşı hislerinin değiştiğini fark eder. Bu kadar “güzel” bir yüz, tek bir kadınla beraber olarak harcanamayacak kadar kıymetli bir hazinedir zira. Bu yüzden Lette’nin duygusal değerleri erozyona uğrar. 

Lette artık buluşları ile değil görünümüyle bir ticari objeye dönüşmüştür. Herkes bu yüze sahip olmak ister. Bu yüzden operasyonu gerçekleştiren plastik cerrah, herkese Lette’nin yüzünden yapmaya başlar. “Güzel olmak istiyorsan buna benzemelisin.” Her çağın dayatılmış bir güzellik algısı olduğu gibi, oyun evreninde güzel olmanın kriteri Lette olmaktır. 

Özel biri olmak için herkesin iPhone kullanmak zorunda olduğunu düşünün. Herkesin aynı telefonu kullanarak kendisini özel hissetmesi kulağa saçma gelse de kitle iletişimi bu algıyı zihinlere kazır. Oysa günümüzde telefon kullanmayan biri kelime anlamına göre daha özeldir. Ancak para harcamamızı gerektirmeyen hiçbir “özellik” yeterince cazip değildir. 

Marius Von Mayenburg Tekperde.com
Yazan: Marius Von Mayenburg

Sokaklar onlarca hatta binlerce Lette ile dolup taşar. Zamanla eşi, gördüğü her adamla birlikte olmaya başlar. Sonuçta hepsinin yüzü aynıdır. Bu yabancılaşma Lette için tatlı rüyanın bitişi ve kabusun başlangıcıdır. 

Üstelik milyonlarca dolar kazandırdığı şirketi Lette’ye kapıyı göstermiştir. Herkes Lette olduğuna göre artık ona ihtiyaçları yoktur. Zaten son zamanlarda ürünler tasarlayan bir mühendis olmaktan çıkmış, yetilerini tümüyle kaybetmiştir. 

Lette kendisi olmaya özlem duyar. Ona arzu ettiği bütün kapıları aralayan bu güzel surat, onun için korkunç bir hapishaneye dönüşmüştür. 

Sahne Tasarımı

Son derece sade bir sahne tasarımı bulunan oyunda ikiye bölünmüş, simetrik bir heykel yüzü görüyoruz. Tercih edilen görselin özel hikayesini bilmesem de bunun insanların güzellik standardına yönelik klasik sanatın yaklaşımına dair bir gönderme olduğunu düşünüyorum. O sahnede herhangi bir rolü olmayan oyun kişileri sahnede kalmayı sürdürüyor. Bu da yönetmenin herhangi bir yabancılaştırma efektine başvurmasa bile klasik dramatik bir etki yaratmak istemediğini gösteriyor. Sahnedeki performansın bir kurmaca olduğunu seyircinin aklında tutmasını tercih eden yönetmen, belki de bize güzellik ve çirkinlik olgularının da birer kurmaca olduğunu anlatmak istiyor. 

Oyuna eşlik eden müzisyenlerin olay örgüsü ile teması son derece zayıf. Buna karşın müzisyenlerin performansı, kendi içerisinde son derece başarılı. 

Elbette ki sonsuz olanaklar ve bütçelerle çalışılmadığı ortada. Bu yüzden tiyatronun iddiasını yukarı taşıyan bir sahne tasarımından söz edemeyiz. Ancak yönetmen, eksik olanaklarla farklı bir estetik dil yaratmayı başarmış. 

Oyuncu Performansları 

Öne çıkan bir oyuncu performansından söz etmek mümkün değil. Ve bu son derece olumlu bir eleştiri. Görünmez Oyuncular, hikayeyi görünür kılma çabasındalar. “Etkileyici performans” kaygısının yerinde, hikaye için başarılı birer anlatım unsuru olmaya çabalayan oyuncular izledim. Elbette ki bu kusursuz oyunculuklar izlediğimiz anlamına gelmez. Ancak Murat Çapar, Özmen Güvençli, Seçil Dedeyi, Yahya Okat ve Ozan Karabulut’un taktir ve alkışı hak ettiği bir gerçek. 

Tarsus Şehir Tiyatrosunu, çağımıza tanıklık eden bu oyunu repertuvarlarına alıp bizlerle buluştuğu için tebrik ediyorum. Zira yerel ödenekli tiyatrolarda başarılı bir repertuvar yapmanın önündeki engelleri tahmin edebiliyorum. Yeni oyunlarda buluşmak dileğiyle… 

Oyunun Künyesi
Yazan: Marius Von Mayenburg
Reji & Dramaturji: Nihat Çapar
Genel Sanat Yönetmeni:  Murat Çapar
Oyuncular
Lette: Murat Çapar
Scheffler: Özmen Güvençli
Fanny: Seçil Dedeyi
Karlmann: Ozan Karabulut
Bir Adam: Yahya Okat
Müzik:
Tarsus Kent Orkestrası
Songül Bozkurt
İsmet Sayınözlü
Çeviren: Serdar Biliş
Yardımcı Yönetmen: Seçil Dedeyi
Asistanlar: Ozan Karabulut -Tuğçe Nur Açıkalın
Işık: Emine Tanır
Efekt: Emirhan Sevinç
Dekor Tasarım: İsmail Demirel
Grafik Tasarım: Şevki Zor
Aksesuar: Fethiye Verdi
Sahne Amiri: Ozan Nazlı
Oyun Fotoğrafları: Elif Kurttaş – Ufuk Aktan
Topluluk: Tarsus Şehir Tiyatroları
Tür: Dram, Trajedi
Seanslar
Afiş
Ceyhun Karaköse
Ceyhun Karaköse
9 Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne Sanatları Bölümü Dramatik Yazarlık Anasanat Dalı Mezunu. Bir dönem BKM'de skeç yazarı olarak çalıştı, İzmir, Adana ve Ankara'da çok sayıda oyunu sahnelendi, dizi senaryoları yazdı... Oyunlarını yazmaya devam ediyor...

benzerler

Yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Darülbedayi

1914 yılında kurulan ve bugünkü İstanbul Şehir Tiyatrolarının eski adı.

Okunası yazılar

E-Posta Bülteni Kaydı

Size sitemiz ve tiyatrolar ile ilgili haberler göndermek istiyoruz