Saçlarım dalgalanıyor, rustik pencerelerden görüyorum gülümsememi. O an sıyrılıyorum ne kadar hapishane varsa yeryüzünde.
“İşte” diyorum
Çıplak şişelerden, didaktik sokak araları.
Sanatı ve bu şehri seviyorum…
CAS, 10. sezonunun perdesini Joko’nun Doğum Günü ile açtı
Söyleşi /Hatice Türkoğlu
Joko’nun Doğum Günü, CAS’ın 2025 konservatuvar mezunlarından oluşan yedi kişilik oyuncu kadrosunu Muhammet Uzuner rejisinde yeniden aynı sahnede buluşturdu.
Joko’nun Doğum Günü’nü izlerken...
Ne bu acele kuzum?
Alejandro Casona’nın Ağaçlar Ayakta Ölür oyununu izlerken beni ilk yakalayan şey aidiyet hissiydi.
Anlatılan anılar, yıllardır yerinden kıpırdamamış eşyalar, özenle korunan bir ev ve geçmişin izlerini taşıyan nesneler… Hepsi zamanın...
Ayrılıktan sonra sorduğumuz sorular bir yere ulaşıyor mu, bilmiyorum. Ulaşsa ne değişir, onu da bilmiyorum. Ama oyun boyunca Şenay Gürler her “Osman” diye seslendiğinde, kapıdan Osman’ın gireceğini bekledim. Gelmeyeceğini bile bile.
Beklemek çoğu...
İnsanların bir mekânın içinde nasıl değiştiğini düşünmeyi seviyorum.
Belki bu yüzden deneyimi merkeze alan metinlere yakın hissediyorum kendimi.
Şimdi ise misafirimiz:
Seyirciyi sesin ve mekânın içinde dolaştıran deneyimsel bir performans:
“Ateşin Başında Beş Kişi”
Kim düşünür dünyanın...
Önce eşitlik kavramına bir göz atalım:
Eşitlik, çoğu zaman sabit bir denge gibi düşünülür; oysa sahnede ve hayatta, sürekli yer değiştiren bir ağırlık merkezidir. Aynı olan ile aynı sayılan arasındaki fark, çoğu zaman...
Sezonun dikkat çeken yapımlarından Gözbağcı, 50. temsilini geride bırakırken biz de oyunun yaratıcı ekibiyle bir araya geldik.
Sertaç Sayın – Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dramatik Yazarlık mezunu; oyuncu, tiyatro yazarı ve yönetmen.
Melih...
Bir Delinin Hatıra Defteri
Metin Zakoğlu’nun sahnesinde Bir Delinin Hatıra Defteri, tek kişilik bir performanstan çok, tek bedende dört ayrı ruhun çarpışması gibi görünür. “Bir Canavar, Bir Bilge, Bir Hırsız ve Bir Masum”...
Cihangir Atölye Sahnesi’ne adım attığım anda yolculuğumun beni neden buraya getirdiğini anladım. Daha önce karşılaştığım tüm ekiplerin emeği elbette değerli; ancak burada hissettiğim derinlik ve dinginlik bambaşka bir yerde duruyor. İnsan bazen neye ihtiyaç duyduğunu ancak doğru yerle karşılaşınca fark ediyor. Suya kavuşmuş bir susuzluğun o ilk yudumdaki hakikati neyse, bu mekânın bende uyandırdığı his tam olarak o. Eğitmenlerle kurduğum her temas, bir yudum daha su içmek demek. Ve tiyatronun içimde bıraktığı o sıcacık heyecanı yeniden canlandırmak. Bu heyecan, ustaların sanatlarına gösterdiği derin ve incelikli bağlılıkla tazeleniyor iliklediğim düğmelerin karışmasına ve cümlelerimin birbirini takip etmeden çıkmasına neden oluyor.
Saçlarım dalgalanıyor, rustik pencerelerden görüyorum gülümsememi. O an sıyrılıyorum ne kadar hapishane varsa yeryüzünde.
“İşte” diyorum
Çıplak şişelerden, didaktik sokak araları.
Sanatı ve bu şehri seviyorum…