Commedia dell’Arte Geleneğinin Çağdaş ve Alaturka Yorumu
Susadığında su yerine pek çok içecek içebilirsin; kimi ferahlatır, kimi kısa süreli bir tat bırakır. Ama hiçbiri suyun yerini tutmaz. Tiyatroyla ilişkim de uzun süre böyleydi: Birçok ekiple tanıştım, her biri içimde bir yerde iz bıraktı; fakat hiçbirinde beni gerçekten doyuran, aradığım o derin karşılığı bulamadım.
Cihangir Atölye Sahnesi’ne adım attığım anda yolculuğumun beni neden buraya getirdiğini anladım. Daha önce karşılaştığım tüm ekiplerin emeği elbette değerli; ancak burada hissettiğim derinlik ve dinginlik bambaşka bir yerde duruyor. İnsan bazen neye ihtiyaç duyduğunu ancak doğru yerle karşılaşınca fark ediyor. Suya kavuşmuş bir susuzluğun o ilk yudumdaki hakikati neyse, bu mekânın bende uyandırdığı his tam olarak o. Eğitmenlerle kurduğum her temas, bir yudum daha su içmek demek. Ve tiyatronun içimde bıraktığı o sıcacık heyecanı yeniden canlandırmak. Bu heyecan, ustaların sanatlarına gösterdiği hünerli ve incelikli bağlılıkla tazeleniyor. Sanatın insana dokunan bütün güzelliklerini öğrencilerine ve seyircilerine bu kadar özenle ulaştırdıklarını görmek, heyecanımı öyle artırıyor ki, hem düğmelerim birbirine karışıyor hem de cümlelerim yolunu şaşırıyor. İşte tam burada sihir başlıyor; sahneye attıkları o görünmez ip, biz seyircileri de oyunun bir parçası hâline getiriyor.
Yazdığım bir hikayenin şu satırları, Atölye’nin ruhuyla şaşırtıcı ölçüde örtüşüyor:
“Sen bana, varlığından bile haberdar olmadığım duyguları öğrettin sevgilim. Birlikte tatlı bir suçun ortağı gibiyiz. Hem her zerremizi tanıyor, hem de bilerek tanımadığımız yönlerimizi birbirimize saklıyor; böylece keşif yolculuğumuzu sürdürüyoruz. Her şey kendiliğinden akıyor: Sen rol yapmıyorsun, ben de yapmıyorum. Saçlarının dalgası rüzgâra nasıl doğalca teslim oluyorsa, biz de kendimizi öyle bırakıyoruz birbirimize. Her karşılaşmada başka bir hâlimizle çıkıyoruz karşımıza; farklı heyecanlarla geliyoruz ve farkında bile olmadan birbirimizi büyütüyoruz. Tutkuyu besleyen ne varsa gözlerimizde buluşuyor. Herkesin kurallara, otoriteye sıkı sıkıya bağlı kaldığı şu sahte düzenin içinde seninle olmak, alışılmışın dışına çıkıp aşkta küçük bir devrim başlatmak demek.”
Aşkın en eğlenceli ve en karmaşık hâllerine tanık olacağınız
“ İki Efendi’nin Uşağı Alaturka” oyununa şöyle bir bakalım :
Uyarlama ve Yönetmenlik
Yönetmen Muhammet Uzuner ve uyarlayıcı Kıvanç Kılıç, Türk aile yapısıyla İtalyan geleneği arasındaki ince benzerlikleri öyle ustalıkla dokuyor ki Goldoni’nin metni hem katman kazanıyor hem de bize büsbütün yaklaşıyor. Metni alaturka bir tazelikle güncelleyerek hem yerelleştiriyor hem de çağdaş ritimlerle yeniden ayağa kaldırıyorlar.
Klasik Commedia dell’Arte’nin fiziksel komedisi modern rejiyle güçlü bir uyum yakalamış:
- hızlı ve kesintisiz sahne geçişleri,
- yaratıcı ve abartılı beden kullanımı,
- seyirciyle kurulan doğrudan temas
oyunun enerjisini baştan sona diri tutuyor.
Uzuner’in ve Kılınç’ın ortak rejisel yaklaşımında hissedilen temel niyet, klasiğin ağırlığını hafifletip metni güncel seyircinin nabzına yaklaştıran yalın, devingen ve ritmik bir mizah kurmak.
Cihangir Atölye Sahnesi’nin intime atmosferi, bu enerjiyi seyirciye adeta birebir aktarıyor. Oyun boyunca 19. yüzyıl İstanbul’unda ortak bir nefes alıyormuşuz hissi hâkim.
Oyunculuk Performansları
Oyundaki yüksek tempo seyirciyi en baştan içine çekiyor ve bir an bile bırakmıyor. Oyuncular, tek bir mimiği bile müzikle, ritimle ve atmosferle öyle ustaca bütünleştiriyor ki sahnedeki her an, izleyiciye doğrudan temas eden bir canlılık barındırıyor.
Hangi oyuncudan söz etmeye başlasam diğerine haksızlık edeceğim; çünkü her biri hikâyeyi kendi yoğunluğunda, kendi benzersiz tonuyla taşıyor. Bu ekipte hiçbir oyuncu diğerinin yerini tutamaz; hepsi oyunun olmazsa olmaz parçası.
Replikleri de paylaşmayı düşünmüştüm; ancak ritmi yalnızca okuyarak kavrayamayacağınızı fark edince bundan vazgeçtim. Neşeli raksın içine tüm duyularınızla karışmanız gerekir, sevgili okur.
Mmmh… etkisi hâlâ damağımda

Mekân, Kostüm ve Tasarım
Sahne Tasarımı
Sade ama işlevsel; fiziksel komediyi kesmeden oyunculara geniş ve esnek bir hareket alanı sunuyor.
Kostüm Tasarımı – Veli Kahraman
Geleneksel tiplemelere selam veren fakat modern dokunuşlarla tazelenmiş kostümler, karakterlerin mizahi yanını güçlü bir incelikle ortaya çıkarıyor.
Işık Tasarımı – Onur Alagöz
Işık, oyunun temposuna eşlik eden ritmik bir akış yaratıyor; beden komedisinin etkisini belirgin biçimde artırıyor.
Makyaj – Arzu Gamze Kılınç
Maskeli tiyatro geleneğinin ruhunu modern sahne estetiğiyle buluşturarak yüz ifadelerini belirginleştiriyor. Böylece Commedia dell’Arte ile Türk halk tiyatrosunun alaturka tiplemeleri tek potada birleşiyor.
Müzik – Berkay T. Akyıldız
Müzik, oyunun ritmini taşıyan görünmez bir omurga gibi; enerjiyi diri tutuyor, sahneleri birbirine kusursuzca bağlıyor.
Koreografi – Hicran Akın
Hareket düzeni fiziksel komediyle kusursuz biçimde bütünleşmiş. Tempo bir an bile düşmüyor.
Dramaturji ve Uyarlama
Klasik metin, günümüz seyircisinin mizah anlayışına uygun bir tazelikle yeniden kurgulanmış.
Klasik metnin yeniden kurgulanışında Commedia dell’Arte’nin tip karakter geleneği ustalıkla korunurken, bu yapı Türk sahne kültürüyle harmanlanmış. Uşağın kurnazlığı, âşıkların idealizmi, efendilerin otorite arayışı—tüm bu arketipler, Orta Oyunu’nun alaturka tınısıyla birleşerek hem tanıdık hem taze bir komedi dokusu yaratıyor. İki efendiye aynı anda hizmet eden uşak motifinin yarattığı kimlik karmaşası ve durum komedisi, modern seyircinin ritim duygusuna uygun bir devingenlikle işlenmiş. Maskenin ardındaki tip değil, insan görünür hâle gelirken; ilişkilerin değişkenliği, çıkar çatışmaları ve yanlış anlamalar hem evrensel bir fars geleneğine selam veriyor hem de bugünün şehir hayatına ince bir mizahi ayna tutuyor.
Böylece hem yeni izleyiciyi yakalayan hem de klasiklere aşina olanları tatmin eden, çok katmanlı bir izleme deneyimi ortaya çıkmış.
Sevgili okur, merakının sesi buraya kadar geliyorrr!
Ayyy… Bir daha mı izlesem acaba?
Peki peki, koltuğumu size bırakıyorum.
Benim yerime de bol bol gülün!
PUDEA’DAN




Oyunun Künyesi
Yazan: Carlo Goldonı
Çeviren: Rekin Teksoy
Uyarlayan: Kıvanç Kılınç
Yöneten: Muhammet Uzuner
Müzik: Berktay Akyıldız
Kostüm Tasarımı: Veli Kahraman
Koreografi: Hicran Akın
Işık Tasarımı: Onur Alagöz
Makyaj Tasarımı: Arzu Gamze Kılınç
Şarkı Sözleri: Kıvanç Kılınç
Orkestra (Stüdyo Kayıt)
Piyano: Berktay Akyıldız
Kanun: Mehmet Orçun Cengiz
Klarnet: Ulaş Uysal
Bas: Ceren Akyıldız
Oyuncular:
Alper İrvan
Ayça Öztürk
Berfin Karatay
Canberk Dikmen
Can Seçki
Erdi Öztürk
Gözde Yıldız
Osman Onur Can
Yusuf Kısa
Işık Kumanda: Dorukhan Kenger
Efekt Kumanda: Ela Güldüren
Üstyazı Kumanda: Boran Özsaygı
Topluluk: CAS (Cihangir Atölye Sahnesi)
Tür: Komedi
Seanslar
Afiş

