Saçlarım dalgalanıyor, rustik pencerelerden görüyorum gülümsememi. O an sıyrılıyorum ne kadar hapishane varsa yeryüzünde.
“İşte” diyorum
Çıplak şişelerden, didaktik sokak araları.
Sanatı ve bu şehri seviyorum…
Bir tiyatro oyununun hikayesini kelimeler taşır gibi görünür; oysa onu sahnede yaşatan, duygusunun ritmidir.
O ritim, müziğin tonalitesinde gizlidir; kalbin atışı gibi sahneye can verir, anlamı görünmezden görünür kılar.
Müziğin içine bir de dans...
Sahnede bir mahallenin, bir semtin, bir dönemin bütün sesleri yankılanıyor.
Amerika’ya karşı direniş, bir ülkenin kendi kimliğini bulma çabasına dönüşüyor.
Mahalle kültürü, komşuluk, dayanışma, alaycı kahkahalar ve yoksulluğun içindeki ince ironi…
Hepsi birleşerek toplumsal bir...
“Hep mi köprücüklerimizden vururlar?”
Bize korkmayı miras bıraktılar.
Korktukça büyüdüler, büyüdükçe bizi küçülttüler.
Bir gün, kendi nefesimizden bile ürker olduk.
Artık kimse sesini yükseltmiyor — herkes susmayı mıh gibi tutuyor aklında.
Oyun değil bu.
Bir ülke kadar gerçek...
Kuruldu Fabrika, Tütüyor Ocak
Söz başka, Sokak başka, Cihangir başka…
Cihangir’in dar sokaklarından yükselen pus, kentin sabah dumanına karışan bir fabrikanın nefesidir. Burada çelik dövülmez, demir işlenmez; bu fabrikanın hammaddesi sözdür, paylaşımdır, kolektif ruhtur.
İşte...
Hep mi böyleydin, ey aşk?
Ne çok kelimesin tek başına… Ama seni anlatmaya üşenenler var.
“Birileri” diyorum, çünkü seni nitelendirmek bile ürkütüyor.
Gencim, güzelim… Ama bu plastik dünyanın aynasında gerçekten güzel miyim?
Bak, başladı benimki yine...
Ama oyun yalnızca neşeli hatırlatmalarla kalmıyor; aynı zamanda seyircinin kendi yaralı yerlerini yoklamasına da alan açıyor. Liste büyüdükçe izleyiciye de söz veriliyor: “Sen de ekle harika şeyini.” İşte o an, sıradan gibi görünen küçük mucizeler oyunun sahnesine taşınıyor:
Işıkların birinde parlıyor, yolların çizgilerinde oyun oynuyor, kaldırımlarda insanlara gülümsüyor, duvarlardaki cesur yazılara daha cesurlarını ekliyordu. Sonra evime giden karanlık sokakların birinde kaybolacak zannederken odamın penceresine oturuverdi, ‘’Havva’’ …
Havva gözlerime bakarken onu...
Bir kalabalığı oluşturan herkesin, aynı anda mahkemeye çıkardığı ruhları izliyoruz. Dışarıdan salona yaptığımız bu şahitlikler seyircinin gözlerinden okuduğumuz tavırlar sahneye, tüm oyuncuların ayak uçlarına kadar siniyor. Koltuklar karanlıktan sesler getiriyor sahnedeki her...
Saçlarım dalgalanıyor, rustik pencerelerden görüyorum gülümsememi. O an sıyrılıyorum ne kadar hapishane varsa yeryüzünde.
“İşte” diyorum
Çıplak şişelerden, didaktik sokak araları.
Sanatı ve bu şehri seviyorum…