Monologlar Müzesi kapsamındaki “Pavyon” projesindeydim bu akşam. Gerçekte hiç pavyona gitmedim ama sanki onun bir simülasyonunun içinden geçmişim gibi hissediyorum kendimi. Daha kapıdan girerken yukarıdan süzülen ışık, merdiven boşluğuna yayılan müzik ve o hafif taşkın uğultu beni bir seyirci olmaktan çıkarıp o dünyanın bir parçasına dönüştürdü.
Karşılayan kişiyle birlikte o sınır tamamen silindi zaten. Oyuncu mu, çalışan mı, karakter mi derken kendimi çoktan o akışın içinde buldum. Ardından oldukça iyi kurulmuş bir düzenin içine yerleştirildim: Küçük gruplar halinde, sırayla beş farklı odayı dolaşıyoruz. Her odada yaklaşık yirmi dakikalık bir monolog, toplamda bir buçuk saate yayılan parçalı bir deneyim.
İlk başta izlediğim her şey ayrı bir hikaye gibi açıldı. Farklı hayatlar, farklı tonlar, farklı kırılmalar… Ama odalar arasında dolaştıkça bu parçaların birbirine değdiğini, aslında aynı dünyanın içinden konuştuğunu fark ettim. Yavaş yavaş tek bir olayın çevresinde dolaştığımızı anladım ama oyun bunu bize acele etmeden, merak duygusunu diri tutarak verdi.
Benim için asıl etkileyici olan şey, bu yapının mekanla kurduğu ilişkiydi. Bu hikayeyi klasik bir sahnede izleseydim muhtemelen bu kadar güçlü hissetmezdim. Ama burada mekan sadece bir fon değil, doğrudan anlatının kendisi olmuş. Odalar, geçişler, bekleme anları… Hepsi oyunun bir parçasına dönüşüyor. Sanki bir oyunu izlemiyorum da, bir olayın içinde dolaşıyorum.
Farklı yazarların metinlerinden oluşan bu yapı, tek bir yönetmenin—Kerem Pilavcı’nın—eliyle oldukça dengeli ve bütünlüklü bir hale gelmiş. Parçalı yapı dağılmıyor, aksine tek bir dramaturjik hatta toplanıyor. Oyuncuların her birinin farklı olması ise bu çok sesliliği daha da derinleştiriyor. Her karakter kendi dünyasını kuruyor ve o dünyanın içinden konuşuyor.
Finale gelindiğinde ise bütün parçalar yerli yerine oturuyor. Ne olduğunu öğreniyorsun ama asıl etki orada bitmiyor, geriye kalan şey, tanık olduğun hayatların ağırlığı ve diline dolanan şarkılar oluyor.
Kısacası bu, izlediğim bir oyun değil, içinde dolaştığım bir deneyimdi. Aynı hikayeyi farklı gözlerden dinlerken, herkesin kendi gerçeğini nasıl kurduğunu izledim. Ve açık söyleyeyim, bir kez daha gidip aynı odalardan tekrar geçme fikri bana hiç uzak gelmiyor. Çünkü biliyorum ki ikinci seferde aynı hikayeyi değil, başka bir yüzünü izleyeceğim.






Oyunun Künyesi
Yazar: Ahmet Sami Özbudak, Oya Denizyaran, Kerem Pilavcı, Şenay Tanrıvermiş
Yönetmen: Kerem Pilavcı
Oyuncu: Tuğçe Şahin, Burcu Halaçoğlu, Eda Akel, Pınar Yıldırım, Erkan Akbulut, Tuğçe Tanış
Proje Tasarım: Kerem Pilavcı
Dramaturg: Sinem Öztürk
Yardımcı Yönetmen: Selenay Yıldırım
Sahne Tasarım: Hande Göksan
Kostüm Tasarım: Rüzgar Alsabeyit
Halkla İlişkiler: Funda Gürsel
Topluluk:
Tür: Trajedi, Dram, Deneysel
Seanslar
Afiş

