Tebdil – 2383 Tiyatro

Türk tiyatrosunun son yıllardaki en üretken isimlerinden biri o. Kendine has işlerin kreatif insanı, zaman zaman kafasının içinde dolaşmak istediğim biri: Ahmet Sami Özbudak. Mekana özgü projelerin deneyimli ismi son oyunuyla sadece bir kafeyi değil, sokağıyla, insanıyla bir semti de kendine mekan seçmiş. 

Kafelerde tiyatro yapılmasına aşinayız. İzleyicinin konumlandırıldığı her yerde tiyatro yapılabilir. Ahmet Sami Özbudak, bu durumu biraz öteye taşıyıp, yazıp yönettiği “Tebdil” adlı oyunu için Balat’ın Ayan Caddesi üzerinde bulunan, iki cepheli kafe “Pops Balat“ın kendisini bizzat oyunun hem sahnesi hem dekoru kılmış. Diğer bir deyişle oyun, o mekana özgü yazılmış gibi de diyebiliriz. Zira hikaye Balat’ta bir kafede geçiyor.  20.30’da başlayan oyunda yer numarası olmadığı için, oyun saatinden yarım saat kadar önce kapıda sıra oluşmaya başlıyor. Öncesinde o civarda bir yerde yeme içme için oturmadıysanız bile bu bekleyişte başlıyorsunuz yapılarıyla, insanıyla semt dokusunu solumaya. Bunu oyuna bir ön hazırlık gibi yorumlamak mümkün.

Mekana girince kapının sağ ve sol yanlarında seyirci tribünleri oluşturulmuş. Sol tribünün karşısında yer alan bar bankosu oyunun ağırlıklı olarak geçtiği bölüm. İç mekanda kullanılan diğer alan, iki seyirci bloğu arasındaki podyum misali dar koridor ki bu koridorun bir ucu banko diğer ucu mekanın kapısı. Kapı önemli çünkü oyuncular tarafından aktif olarak kullanılıyor. Kafenin iki cepheli oluşunu vurgulamıştım, bu da şu demek; her iki seyirci bloğunun yanında, sokakta akıp giden hayatı göreceğiniz pencereler var. Oyunun sokağa taştığını da düşünürsek bir gözünüzün sokakta olduğunu söyleyebiliriz.

Bu deneyim şu açıdan çok özel; semt sakinleri projeye alışık olsa da yoldan geçenlerin sokakta oynamaya devam eden oyunculara tepkisi, “içeride neler oluyor?” diye kafe camlarına yanaşması enteresan manzaralar doğuruyor.

Tam bu noktada pek çok potansiyel izleyicinin aklına gelebilecek “Hangi cephede oturmamızı önerirsiniz?” sorusuna peşinen cevap vereyim. Kapıdan girince sağ taraftaki blok daha ideal bir seyir zevki sunuyor. Bunun için de oyundan en az yarım saat önce sıraya girmenizi öneririm.

Fiziki şartlarından bahsettiğim oyun bize güzel bir hikayeyi güçlü oyunculuklarla anlatıyor: Tek yumurta ikizi olmaları sebebiyle birbirine şeklen çok benzeyen ama karakter olarak bambaşka olan Süleyman ve Talat’ın hikayesi.

Süleyman (Fehmi Karaarslan); geçmişte bırakmaya çalıştığı acıları üzerinde varlık mücadelesi veren, Balat’ı, kurmaya çalıştığı krallığında üs saymış bıçkın bir genç adam. Suyuna gidilirse destek aksi halde ailesinin gücü nedeniyle köstek olabilecek, her daim Süleyman’ın kendisine olan aşkından şüphe duyan genç kadın Nilay (Özge Borak). Maviş (Burak Üzen) ve Hakkı (Erkan Akbulut), Süleyman’ın can dostları. 

Bu rutin düzen Süleyman’ın ikizi Talat’ın (Fehmi Karaarslan) eşi Zeynep’in (Gülşah Fırıncıoğlu Yaşar) kafeye gelişi ve Süleyman’a yaptığı teklifle altüst olur. Bundan sonrası hikayede çatışmaların yaşandığı, düğümlerin çözüldüğü, izlerken kimin haklı olduğunu sorguladığımız, duygusal yükü ağır bir bölüm ve final içermekte.

Metnin değindiği, pek çoğumuzun belki de ilk kez duyduğu, çocuklarda hızlı ve erken yaşlanmaya sebep olan ve nadir görülen bir genetik hastalıktan bahsedilmekte; progeria. Öte yandan ceza infaz kurumlarındaki güvenlik açığı konusu gündeme gelmiş. Bir diğer gönderme düşünce suç(lu)larına dair. Bunların hepsi oyunun temelindeki aşk hikayesine, hesaplaşmalara derinlik ve zenginlik katan unsurlar.

Tüm bu olup biten çok başarılı oyuncu performanslarıyla bize sunulmakta: İkiz kardeş rollerindeki farklı tavrı başarıyla icrası, finale damga vuran tiradı ile Fehmi Karaarslan; çok donanımlı bulduğum, ilk kez izleyeni olumlu anlamda şaşırtan, sahnesini deneyimlemiş izleyicinin beğenisini pekiştiren leziz yorumu ile Özge Borak; mekana özgü işlerin deneyimli ismi, oyunculuğunu her zaman çok sahici bulduğum Erkan Akbulut; tiyatroya çeviri noktasında da emek veren, bu oyunda da rolünün üstesinden ziyadesiyle gelmiş Burak Üzen; ilk kez izlediğim, rolünün hakkını vermesi karşısında karaktere karşı hem bilendiğim, hem üzüldüğüm Gülşah Fırıncıoğlu Yaşar. 

Zekice bir kurgu ile sokağın oyuna katılması, dar olan iç mekanı geniş kılmış. Sahne geçişlerinde değişen mekan ışığı, bu işin kafe ortamında da yapılabileceğinin güzel örneği. Müzik seçimi, hareket düzeni dahil tüm unsurlar güzel bir bütünün parçaları.

Çok odak vaziyette oyun izlemeyi seven biriyim. Dış sesler, yoldan geçenler dikkatimi dağıtır mı diye bir kaygım vardı. Ancak tabir yerindeyse karakterler sokağa, sokak oyuna öyle bir “yedirilmiş” ki kaygım yersiz çıktı. 

Bu tip mekana özgü işlerin sahne üzerinde oynanması, ihtimal olarak bile, bir tür büyü kaybı gibi gelir bana hep. Ancak bu oyunu izlerken de, sonrasında da düşüncem hep şu idi: Bir gün gelir de oyunu artık kafede oynamazlarsa hiç dert edilmesin, bu iş sahne üzerinde de güzel sonuç verir. Bundan şüphem yok.

Güzel oyunları izledikten sonra dediğim bir şeyi bu oyun için de diyeceğim: İşin sahipleri keşke bizim yerimizde olup kendilerini izleyebilseler ve bu zevkten mahrum kalmasalar 🙂 Siz izlemeyi düşünenlere de bir not: Mekan kapasitesi sınırlı, biletler çabuk tükeniyor. Kalan az sayıdaki oyun için aksiyon almaya bakın, olmadı gelecek sezonda kalınan yerden devam etmek mümkün.

Proje geneline dair diyebileceğim olumsuzluk, havaların da ısınmasıyla oyun alanının havasız oluşu. İçerideki klima, kimseye direkt vurmayacak şekilde aktive edilse nasıl olur? Bir kısmı bar taburesi gibi olan sandalye genelinin de 1.5 saati aşkın süre oturmak için çok konforlu olduğunu söyleyemem. Oyuna giriş için yaklaşık 40 dakika bekleyen biri olarak içerideki en iyi konumlanmış sandalyelerin davetlilere ayrılmış olması üzücü. Zaten büyük olmayan bir alanda, yerler de numarasız iken, bu gibi uygulamaları hoş bulamıyorum.

İsim seçimine kadar (Tebdil: Bir şeyin biçimini ve görünümünü değiştirmek) çok özenli, güzel bir oyun olmuş. Çok kişiye ulaşmasını isterim. Yolları uzun, alkışları bol olsun.

Oyunun Künyesi
Yazan: Ahmet Sami Özbudak
Müzik: Çiğdem Erken
Yöneten: Ahmet Sami Özbudak
Yardımcı Yönetmen: İris Gürçay, Oğuz Öztekin
Kostüm Tasarımı: Canan Çullu
Işık Tasarımı: Yasin Gültepe
Hareket Tasarım: Ekin Bernay
Fotoğraf: Hande Göksan
Yapımcı: Murat Temel
Oynayanlar : Burak Üzen, Erkan Akbulut, Fehmi Karaarslan, Gülşah Fırıncıoğlu Yaşar, Müşerref Değerli, Özge Borak
Dramaturg: Sinem Öztürk
Topluluk: 2383 Yapım
Tür: Trajedi, Dram
Seanslar
Afiş
Temsilertesi
Temsilertesi
Sanat ve sanatçının dostu, tiyatrosever

benzerler

Yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Okunası yazılar

E-Posta Bülteni Kaydı

Size sitemiz ve tiyatrolar ile ilgili haberler göndermek istiyoruz