Varmam gereken en doğru adresin, kendi kültürüme ait öyküler olduğunu keşfettiğimden beri, iyi bir anlatıcıya sahip tüm edebi içerikleri ve sanat kollarını keyifle takip ediyorum. Tiyatro benim için; yazmanın, konuşmanın, canlandırmanın ve hatta susmanın bile bir fazlası.
Kulaklarımıza ulus devlet fısıldandığından beri, kalplerimizin ücra köşesinde duran düşman yaratma arzusunun iştahı kabardıkça kabardı. “Ben” olmakla başlayıp “Biz” olarak kolayca çiziverdik sınırları. Artık ötesi de berisi de layık değildi yanımızda yaşamaya....
Günümün nasıl geçtiğini sorar, hafifçe dudaklarını aralayan rüzgâr. Telaşla kapının göğsünden içeri dolup, yaşamayı ne çok sevdiğimi bana hatırlatmakta üstüne yoktur. Saçlarım kıpırdar, kalbimse emeklemeyi yeni öğrenen bir bebek gibi. Düşlediğim şey aşk, düşündüğüm şeyse paylaşmaktır. Hep iyiyi düşünür kapı, ardına kadar açar kollarını. Öyle ya, âşık biri, neden kendini savunsun ki? Anlatamam o güzel gözlere, onu sevmeye hevesli birinden daha korkunç bir şey olmadığını yeryüzünde. Anlatamam onu koruyacak kadar ömrümün ve geçmişi unutacak kadar sabrımın kalmadığını. “Olsun” diyebilecek kadar benim, “Olmasın” dediğim kadarsa mutluluğundur o. Sonra kapı kapanır usulca. Kilit sesleri duyulur. Alevle kuşatılan yüzlerin sıcaklığı, konuşmaların çiğ kalmasını önler. Korku evden içeri girmiştir bir kere…
Hayır, öyle bir şey değil yalnızlık. Kocaman, ıssız ve derin. Değil. Arkadaşım yok, deyip kenara çekilmek gibi ya da sevecek birini bulamayıp sevilmemekten dert yanmak gibi hiç değil. Yarına dair hayal kuramamak,...
Bağışlanabilir olmaktansa, bağışlanamaz bir şey yapmayı tercih ederim. Hayır. Öfke meselesi değil bu. Benliğimden dışarı bir şeyin çıkmasına müsaade edecek olsam, piyango öfkeye vurana kadar, ooo... İlla ki hafifletici neden arayanlar için...
Eugène Ionesco’nun tiyatro tarihine damga vuran eseri Gergedanlar’ın İzmir’de sahneleniyor olması, heyecanlanmak için başlı başına bir neden bana göre. Üstelik oyunun, Ant Aksan yönetmenliğinde ve Tiyatro Peron’un yenilenmiş kadrosuyla perde açması, merakımı en üst seviyeye çıkarmıştı. Kolay mı? Absürt tiyatronun...
Düşüne düşüne buluyor insan, önemsiz gözükenin içinde gizli olanı. Hani kafa patlatmaya gerek duymadan tüketiyoruz ya saatleri, günleri, ayları, yılları… Hayat kelimesinin içine sıkıştırılmış rutinleri mecburiyet sanmak, olağanüstü bir konfor alanı yaratmışken,...
Varmam gereken en doğru adresin, kendi kültürüme ait öyküler olduğunu keşfettiğimden beri, iyi bir anlatıcıya sahip tüm edebi içerikleri ve sanat kollarını keyifle takip ediyorum. Tiyatro benim için; yazmanın, konuşmanın, canlandırmanın ve hatta susmanın bile bir fazlası.